"Yaptığımız şeyi ne kadar kıymetli olduğunu hiçbir önemi yoktu. O şeyin kıymetini belirleyen içerik değil, ona ulaşabilen kişi sayısıydı. Perit biliyordu ki dünyanın en ücra köylerinin birinde dünyanın en güzel kızı olabilecek biri vardı. Ya da hiç göremeyeceği bir evin içinde dünyanın en güzel melodisi mırıldanıyordu. Ya da belki kutuplarda iki eskimo dünyanın ahlak sorununu çözebilecek mükemmel bir keşfe sahiptiler. Normalde insanlığı ayağa kaldırarak fikirlerin kitlelere ulaşamaması yüzünden sönüp gitmesi de dünyanın en büyük şanssızlığıydı. Kimbilir neler neler geçmişti bu yeryüzünden ve hiçbirine tanık olamamıştık."
Babasının anlattığı hikayede, zamanı ve mekanın birinde bir turist bir dervişin evine girmiş. Merak etmiş bu derviş denilen kimseler nasıl yaşarlar diye. Eve giren turist oldukça şaşırmış. Çünkü neredeyse evin içerisinde hiçbir eşya yokmuş. Turist Büyük bir merakla sormuş dervişe. "Çok merak ediyorum, eşyalarınız nerede. Herhalde böyle yaşamıyorsunuzdur" diye. Bunun üzerine derviş turiste bakarak "Ey yolcu, bana soruyorsun ama senin neden eşyaların yok?" diye sormuş. Turist bu cevabı anlamsız bulmuş ve dervişin bunu görmemesine de biraz canı sıkılmış. "Herhalde fark etmediniz en ama ben şu an sizin topraklarınıza seyahat eden bir yolcuyum sadece. Neden eşyalarım da yanımda taşıyayım ki?" Bunun üzerine gülümseyen derviş turistin gözlerine bakmış ve "Biliyor musun, seninle aynı nedenden dolayı eşyalarım yok. Çünkü dünya denen topraklarda ben de bir yolcuyum sadece" cevabını vermiş.
Babasının kendisine çocukken anlattığı bir hikaye çocuk beyninin en derin nöronlarına kazanmıştı İlias'ın. Bir daha da asla çıkmayacaktı. Çünkü çocuk beyni böyleydi. Attığınız her tohumu yutardı ve o tohumu bir daha geri çıkaramazdınız. Ancak yıllar sonra bir ağaca dönüştüğünde görebilirdiniz onu. O nedenle bu beyne hangi tohumların atıldığı insanlık için en önemli meselelerden biriydi.