Gün ışığı gibi dökülüyor üzerime, dedi kendi kendine, kollarını , bacaklarını gererek. Bana duyduğu isteğe benzer bir gün işığında gerinmedim bugüne değin.Bunu bana, bütün tanrıların en büyüğü bağışladı.
Söz, akşamüstleri insanı ısıran tatarcıktan başka bir şey değildir. Sözler insana, tatarcıklar gibi eziyet eder, mezarına değin kovalarlar onu. Ama mezardan öteye de gidemezler... Şimdi, sözlerin insanı artık ısıramayacağı yeri geçtim, hava duru, söylenecek bir söz yok, kendi derimin içinde yapayalnızım; kendi derimin içinde, yani olanca mülkümün sınırları arasında...
"Ben aldığımdan fazlasını verdim, ama bu da acılık, bu da kendini beğenmişliktir. Bu yüzdendir ki Pilatus’la Büyük Rahipler kendi aşırı kurtuluşumdan kurtardılar beni. Şimdi yaşamda aşırılığa kaçma Magdalena. Bu ancak bir yeni ölüm demek olur.”
Tansık dünyanın -karışmaların, çekimlere kanmaların engin bir karmaşası olan dünyanın- daha da içine sokuldu. Kendi kendine de son bir soru sordu:
“Bu sonsuz burgaç hangi tehlikeden kurtarılabilir, ne için esirgenebilir?”