Ama akıcı, altın yılan, ağacımın dibinde uyumak için yeniden çörekleniyor.
“Alsın sandal, götürsün beni... Yarınla birlikte, başka bir giin, yeni bir gün gelecektir."
Gün ışığı gibi dökülüyor üzerime, dedi kendi kendine, kollarını , bacaklarını gererek. Bana duyduğu isteğe benzer bir gün işığında gerinmedim bugüne değin.Bunu bana, bütün tanrıların en büyüğü bağışladı.
Söz, akşamüstleri insanı ısıran tatarcıktan başka bir şey değildir. Sözler insana, tatarcıklar gibi eziyet eder, mezarına değin kovalarlar onu. Ama mezardan öteye de gidemezler... Şimdi, sözlerin insanı artık ısıramayacağı yeri geçtim, hava duru, söylenecek bir söz yok, kendi derimin içinde yapayalnızım; kendi derimin içinde, yani olanca mülkümün sınırları arasında...