Beni
dürterek, “Demin korktun mu?” dedi.
Hayır, demin korkmamıştım, ama şimdi kendimi
tuhaf hissediyor, olanlardan bir şey anlayamıyordum.
Pazar günleri masada her zaman usandırıcı derecede
uzun, çok kalıyorlardı ve gören biri, onların yarım saat
önce birbirlerine bağırıp çağıran, kavgaya hazır,
gözlerinde yaşlarla hıçkıra hıçkıra ağlayan insanlar
olmadığını sanırdı. Bu davranışları ciddi değilmiş, öyle
ağlayamazlarmış gibi geliyordu bana. O gözyaşlarına,
haykırışlarına, birden parlayıp çabucak sönüveren o
karşılıklı öfkelerine alışmıştım. Bunlardan pek
etkilenmiyordum artık, yüreğime giderek daha az
dokunuyorlardı.
Uzun zaman sonra fark ettim ki, Rus insanı
yoksullukta, yoklukta bu çeşit üzüntüleriyle eğlenmeyi
seviyor, onlarla da çocuk gibi oynuyor ve mutsuz
olmaktan da nadiren utanıyor.
Bitmek bilmeyen hafta içi günlerde hep keder,
üzüntü vardı... sonra pazar oluyordu, ateşler yanıyordu...
eğlence... Boş yüzlerin süsü de sıyrıklar...
Kutsal kitaplarda vaadedilen topraklar (toprak her zaman için bir anne sembolüdür) Cennet, süt ve bal ırmaklarının aktığı bir yer olarak tanımlanır. Süt, sevginin ilk yanını, yani bakım ve olumlanma yanını sembolize eder. Bal ise yaşamın tatlılığını, yaşam sevgisini ve yaşama mutluluğunu sembolize eder. Annelerin çoğu süt verebilmektedir, ama çok az anne ayrıca bal da verebilmektedir. Bal verebilmesi için annenin, sadece iyi bir anne olmakla kalmayıp, mutlu bir insan olması da gerekir, bu da sık görülen bir şey değildir. Bunun çocuk üzerindeki etkisi çok önemlidir. Annenin sevgisi, kaygısı kadar bulaşıcıdır. Her iki tutumun da çocuğun tümel kişiliği üzerinde derin etkileri vardır; gerçekten de, sadece süt alanlarla, süt ve bal alan çocuklar, -erişkinler- birbirinden ayırdedilebilir.
En genel şekliyle sevginin aktif özelliği sevginin temelde almak değil, vermek olduğunu söyleyerek tanımlanabilir. Vermek nedir? Cevabı basit gözükse de, gerçekte belirsizlikle ve karmaşıklıklarla doludur.