Kendisine bir iş için başvurduğumda, benimle ilgilendi ve daha ilk sözle birbirimizi anladığımızı, benimle herkesle konuşamayacağı gibi konuşabildiğini fark etti. Bana
karşı açık tavrını da ne kadar övsem azdır. Kendisine
açılan yüce bir ruh görmekten daha sıcak, gerçek bir
sevinç yoktur dünyada.
Ah, uyku sersemi sendeleyerek el yordamıyla ona yürüyüp,
kendime gelince - basınç altındaki kalbimden gözyaşı selleri
akıyor ve karanlık bir geleceğe bakarak umarsız ağlıyorum.
Birbirimizi mutlu
yapamamamız yetmiyor mu, bir de her kalbin arada bir kendi
kendine verdiği keyfi de mi karşılıklı kaçırmamız gerek?
Haydi bana, huysuzluğunu gizleyip, çevresindeki sevinci
berbat etmeden, kendine saklayan bir kişiyi gösterin! Yoksa
bu aslında kendi densizliğimiz üzerine iç sıkıntısı, her zaman
aptalca bir kendini beğenmişliğin kışkırttığı kıskançlıkla iç
içe olan, kendi kendimizden hoşnutsuzluk değil mi?
Kendimiz mutlu etmediğimiz mutlu insanları görmeye
dayanamıyoruz.
Seni
ve çevrendeki yakınlarını yeyip bitirmeden geçen bir an yok,
senin yıkıcı olmadığın, olmak zorunda kalmadığın tek an yok;
en masum yürüyüş bin zavallı kurtçuğun hayatına mal oluyor,
bir ayak darbesi karıncaların binbir zahmetle kurduğu yuvayı
harap edip, küçük bir dünyayı rezil bir mezar halinde eziyor.
İnsanın sonsuz mutluluğu olan şey, yine onun sefaletinin
kaynağı olmak zorunda mıydı?
Beni bol bol hazla doldurup taşıran, çevremdeki dünyayı
cennet kılan, kalbimin yaşayan doğaya duyduğu dolu, sıcak
duygu, şimdi her yolumda peşimi bırakmayan dayanılmaz bir
eziyetçi oluyor benim için. Başka zaman kayalıktan nehrin
öte yanına, bereketli vadiden tepelere kadar bakıp,
etrafımdaki her şeyin filizlenip fışkırdığını gördüğümde;
nehirden doruklara o dağların yüksek sıkı ağaçlarla bürünmüş
olduğunu, çeşit çeşit kıvrımlı o vadilere en hoş ormanların
gölgesinin vurduğunu gördüğümde, uysal nehir de fısıldaşan
kamışların arasından akıp giderken, akşam esintisinin
gökyüzünde
salındırıp
götürdüğü
sevimli
bulutları
yansıttığında ve milyonlarca sivrisinek sürüsü güneşin son
kızıl ışınında cesaretle dans ettiğinde ve son titrek bakışı
vızıldayan böceği otundan kurtardığında ve etrafımdaki
vızıltının, ötüşün dikkatimi yere çektiğinde ve sert kayadan
besinini çıkaran yosun ve kuru kum tepecikten içeriye doğru
büyüyen yuva, tabiatın içi hararetli, kutsal yaşamını bana
açtığında: nasıl da bunların hepsini sıcak kalbime sığdırdım.