İşte orada, çocukluğumda
gezintilerimin menzili ve sınırı olan o ıhlamurun altında
durdum. Nasıl da değişik! Bir zamanlar mutlu bir
bilmezlikle, heves ve özlem dolu göğsümü doldurup
doyuracak, kalbim için bol bol besin ve zevk bulmayı
umarak o meçhul dünyaya açılma tutkusu duyuyordum.
Şimdi o geniş dünyadan geri geliyorum - oh, dostum,
nice kırık umutla, nice paramparça tasarımla! - Binlerce
defa arzularımın nesnesi olmuş dağlar önümde
uzanıyordu. Saatlerce burada oturup, oraların özlemini
duyar, gözlerimin önünde öylesine sevimli alaca
görünen ormanlarda, vadilerde canı gönülden yitmek
isterdim; sonra belli bir saatte geri dönmem gerekince,
bu sevgili yerden hiç de istemeyerek ayrılırdım! -
Ahmaklar, işin sırada olmadığını, birinci sırada
olanın aslında hiç de baş rolü oynamadığını
görmüyorlar! Kimi kralın bakanı tarafından, kimi bakanın
müsteşarı tarafından yönetildiği gibi! Kim öyleyse
birinci? Kanımca, öbürlerini görmezden gelip, bütün
gücünü ve tutkusunu, tasarılarının gerçekleşmesi için
kullanacak kadar fazla kudreti ve kurnazlığı olan.
Bak, kendini bunca düşürecek denli hayasız insan soyunu anlamam mümkün değil,
Gerçi, azizim, insanın başkalarını kendisiyle
ölçmesinin
saçmalığını
her
gün
daha
fazla
farkediyorum. Ama kendimle öyle çok uğraşıyorum ve
bu kalp öyle fırtınalı ki - ah, bırakıyorum başkaları kendi
yollarında gitsinler, yeter ki onlar da beni kendi yolumda
rahat bıraksınlar.
Ya burada bir araya gelen rezil toplumun parlak
sefaleti, miskinliği! makam merakları, öbürlerinden bir
adımcık daha öne çıkmak için, bunca dikkat ve gayret;
en sefil, en düşkün tutkular, hepten eteksiz...