“Yalancı!” Ama bu defa, kelime, ağzından biraz da tereddütle çıkmıştı. Her ne kadar böbreğini vereceğine inanmasa da, bir türlü emin olamıyordu. Çünkü o da, en az benim kadar, inanmak istemediğimiz ne varsa hepsinin de gerçek olduğunu biliyordu. Örneğin, bir zamanlar uğruna savaştığı halkının kendisini terk edeceğine inanmak istememişti, ancak gerçekleşen bu olmuştu. Ben de, annem tarafından diri diri gömülebilecek olmama inanmak istememiştim ama o da gerçekti. Dolayısıyla, cehennemin gerçek olma ihtimalinin, cennetin gerçek olma ihtimalinden kaç kat yüksek olduğunun farkındaydık.