Yolcuların yüzleri korkudan kireç gibi olmuştu. Biri arzuladığı kadının adını haykırarak, "Elveda! Elveda!" diye şehvet ve ıstıraba gömülmüştü. Bir diğeri sırtında taşıdığı çantasının içinden Kannon Sutra'sını çıkarıp ters tuttuğunun farkına varmadan, saygıyla başının üzerine açık şekilde kaldırmış, çaresizce yüksek sesle okuyordu. Su kabağını kendine doğru çekip içine doldurulmuş sakeyi büyük bir aceleyle kafasına dikip içen ve, "Bunu içmeden geride bırakıp ölürsem, gözüm arkada kalır. Boşalan su kabağı da yüzme şamandırası olur," diyerek yaklaşık on beş santimi bile bulmayan bu küçük su kabağını üstünlük taslayan bir bakışla herkese gösterip çalım satan biri de vardı. Bazı nedenleri olacak ki içlerinden biri sürekli parmak uçlarıyla alnına tükürüğünü sürüyordu. Biri aceleyle cüzdanını çıkarıp parasını kontrol etti ve, “Bir ryo eksik!” diye homurdanıp etrafındaki yolculara nahoş gözlerle baktı. Ölümün eşiğinde bile ayağıma dokundun gibi gereksiz tartışmalar başlatanlar da vardı. İnsanlar türlü yaygara koparıyorlardı.
“Tanrı vardı. Kesinlikle vardı. O zaman buna inanıyordum. Kız kardeşim üç gün sonra vefat etti. Doktor durumu tuhaf buldu. Çünkü çok sessiz ve çabucak son nefesini vermişti. Aksine ben şaşırmamıştım. Her şeyin Tanrı'nın takdiri olduğuna inandım.
"Şimdiyse, yaşlandıkça çeşitli dünyevi arzuların ortaya çıkmasından utanıyorum. Belki inancım biraz zayıflamıştır. Bir ihtimal, o ıslık babamın işi mi acaba diye düşünerek bundan şüphe duyduğum oldu. Okuldaki işinden eve döndükten sonra, yan odadan hikâyemize kulak misafiri olup acınası hissetmiş ve sert bir baba olarak hayatında ilk ve son kez bir çılgınlık yapmıştı belki, diye düşünüyorum ama asla böyle bir şey yapmış olamaz, değil mi? Eğer babam hayatta olsaydı bunu ona sorabilirdim ama şimdi babamın ölümünün üzerinden neredeyse on beş yıl geçti. Hayır, Tanrı'nın lütfuydu.
"Buna inanıp rahatlamak istiyorum ancak görünüşe göre yaşlandıkça, yanlış olduğunu bilsem de dünyevi arzularımın ortaya çıkışı inancımı zayıflatıyor."