Şimdi gidiyorum, Kelam yorgun, Selam olsun, Bahçesi tarumar olsada, Vazgeçmeyene...
Bismillah ❤️ Güzel bir sabah vaktiydi. Büyük ağaçlarla süslü, henüz kalabalıkların uyanmadığı bir parkta, tahta bir bankta oturmuş yazı yazıyordum. Rüzgâr dalları usulca sallıyor, yaprakların gölgesi satırlarıma düşüyordu. İçimdeki cümleler serindi, berraktı; sanki Irmak'ın tebessümü gibi... O park, o sabah, o kâğıt... Hepsi şahitti. "Kız Ben Seni Özledim" şarkısı kulaklarımda çalarken başımı kaldırdım. Karşımda genç bir kız, gözlerimin içine bakarak tebessüm ediyordu. Selam verdim, selamımı aldı. Hâlâ yüzü gülüyordu. Adı Irmak'tı. Sonra cebimdeki o satırları çıkardım. Daha önce kalbimden dökülenleri yazmıştım. Ben okudum, o dinledi. Kelimeler havada asılı kaldı; ikimizin de yüzünde aynı huzur vardı. O an anladım ki bazı duygular, paylaşıldıkça çoğalıyor. Her bakışta Sen varsın, Her gülüşte Sen varsın, Her duruşta, her susuşta Sen varsın... Ben Sana âşığım, Allah'ım! Ve bu gönül, kime âşık olduğunu çok iyi biliyor. O gün Irmak'ın tebessümünde de Sen vardın. Şarkıda da, selamda da, o satırlarda da... Hamdolsun. O anki mutluluk hâlâ yüreğimde. Aşkla doğan tebessüm, bir güneş gibi içimin en kuytu köşelerini bile aydınlatıyor. Aradan ne kadar zaman geçerse geçsin, hakiki sevginin bıraktığı sıcaklık kalpten silinmiyor. Zaman eskitse de hatıraları, gerçek sevdanın ışığı kalpte hiç solmuyor. Çünkü yüreğimdeki ilâhî aşk, her an sonsuzluğu solukluyor. Hikâye, sabahın sessizliğiyle başlıyor; genç bir kızın selamıyla canlanıyor, ilâhî aşkla yükseliyor ve sonsuzluğun nefesiyle mühürleniyor. Artık bu, sadece benimle Irmak arasında kalmış bir an değil; okuyan herkesin kalbinde bir yerlere dokunacak bir şahitlik. Kaleme yaz diyen O Ebedî Sevgili'ye hamdolsun. Kelimeleri lütfeden Rabbime sonsuz şükürler olsun. Bu satırlar kâğıtta kalmayacak belli ki; gönülden gönüle
1000Kitap
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Bismillahirrahmanirrahim...
"Hamd-ü senâ, kâinâtın Hâlık’ı olan Cenâb-ı Hakk’a mahsustur. Salât-ü selâm, Fahr-i Âlem Efendimiz Hazretleri’nin ve âl-ü ashâbının üzerine olsun. Bu mübârek vakitte; dâr-ı dünyâdaki ömrünüzün huzur-u kalb ile geçmesini, rûh-u şerîfinizin feyz-i ilâhî ile nûrlanmasını niyâz ederim. Cenâb-ı Mevlâ, gönlünüzdeki hâlisâne duâları dergâh-ı izzetinde kabûl buyursun; sıhhat-ü âfiyetinizi dâim, akıbetinizi hayr eylesin. Cumamız mübârek, niyetlerimiz makbûl olsun."
*Namazsızlığın insan hayatındaki en yıkıcı etkisi Muhammedsizliktir ASM./* Namaz dinin direğidir hadisindeki din nedir? İslâmiyettir. İslâmiyet nedir? *Risale-i Nur'un ifadesiyle; Ümmi bir zâtın (A.S.M.) ef'al ve akval ve ahvalinden çıkan İslâmiyet...* Cenab-ı Hakk eğer namaz gibi en büyük ibadet ve emrinde sadece kendisini muhatap alsaydı Kur'an'ın da bazı emirlerde ve yasaklarda yaptığı gibi _namazın her detayını bizzat ayrıntılarıyla Resulullah ASM'ın izahına ve öğretmesine ihtiyaç bırakmadan Kur'an'ında ifade ederdi_ ama bitamamiha etmemiş şuan biz Efendimizin ASM öğrettiği namaza eğer bakmaz isek namaza Allahu Ekber diyerek başlayamıyoruz bile! Çünkü Kuran'da namaza hangi hareket ile ne söyleyerek ve nasıl başlanılacağını açıklayan bir ayet yok. Namaza nasıl başlanır Efendimiz ASM'dan öğrendik çünkü Kuran'da O'na ASM ittati emrediyor. Acaba O'nsuz, Muhammedsiz ASM Namaza başatmayan Cenab-ı Hakk, kendisinin huzuruna gelmeden O'na, Efendimiz ASM'a uğrayıp İslamiyeti ders almamızı namazı ders almamızı, güzel ahlakını ders alamazı murad etmeseydi Kuran'ında detaylıca namazı anlatmaz mıydı? Demek namazdan maksat bizzat kendimiz olarak sadece doğrudan Allah'ın huzuruna çıkmak değil! Belki Resulünün ahlakıyla ve O'nun gibi ve O'na benzeyerek ve namazı dahi O'na benzeterek huzuruna çıkmamızı istiyor. Yasinin Yasin olarak Allah'ın huzurunda Muhammedsiz ASM ne işi var? İşte buradan anlamalıyız ki Yasin önce Muhammede ASM benzesin hareketleri de kafasına göre değil aynı Muhammed ASM gibi olacaksa namaza gelsin... İsteniyor! *Demek Ona benzemeyen ve namazını O'na benzetmeyen kulun ibadeti namazı murad değildir!* Namaz kılan bir kişi bakın sabah ilk işi uyanınca Efendimize ASM'ın öğrettiği namaz ibadetiyle güne başlıyor. Öğlen, ikindi, akşam ve yatsı günün 5 vaktinde
"Haddini aşan insanlara tevâzu gösterilmez. Had bildirilir. Had bildirme ise tartışarak değil, muhatap olunmayarak olur. Çünkü birine verebileceğin en iyi ders, onu yok saymaktır."
Şiirlenelim..
Hz. Şems'in Hz. Mevlana'ya Yazdığı Şiir Bırakmıyorum ki; Gönülden düşünce olasın, istemiyorum ki; gözlerde değersiz kalasın Seni canımda saklıyorum ; gözümde gönlümde değil. Tâki son nefesime kadar bana yar olasın. Elimde olsa Cenneti ateşe verir, Cehennemide bir kova suyla söndürürümki geriye Aşk baki kalsın Ey seher yeli ! Bir semtten haberin var mı ? Bir ay yüzlünün yanağından ne haber getirdin Çalıp çağırdığın, Hay huy ettiğin günler var mı ? Ey Rüzgar ! Daha yavaş es, Çünkü güzel kokuyorsun. Bu Gönül işidir Kafa işi değil. Sana dilsiz, dudaksız sözler söyleyeceğim Bütün kulaklardan gizli sırlardan bahsedeceğim Bu sözleri sana, herkesin içinde söyleyeceğim, Ama senden başka kimse duymayacak, Kimse anlamayacak. Şimdi sorarım sana, Hangi aşk daha büyüktür ? Anlatılarak dile düşen mi, Anlatılmayıp yürek deşen mi? Bana güneş'in adı verildi;