bir gün bana ölüm kavanozu dediği şeyi göstermişti. onun içinde tutsağım ben. kanatlarım cama çarpıyor. dışarıyı görebildiğim için hala kaçabileceğimi sanıyorum. umut besliyorum. ama hepsi bir yanılsama. kalın, yuvarlak bir cam duvar.
sıra sıra kelebekler arasındaki bir örnekten başka bir şey değilim. hizayı bozduğum zaman bana karşı kin besliyor. ölü olmam gerekiyor; iğnelenmiş, hiç değişmeyen, sürekli güzel. güzelliğimin kısmen canlı olmamdan kaynaklandığını biliyor ama ölü beni istiyor. beni canlı ama ölü arzuluyor.