fil gibi olduğumu keşfettim, bir parçam öğrenirken öbür parçam diğerinin öğrendiğini bilmezden geliyor ve ne kadar bilmezden gelebilirse, o kadar uzun süre yaşıyor.
hiçbir gerçek, bir sevdiğimizi kaybettiğimiz zaman duyduğumuz kederi gideremez. hiçbir gerçek, hiçbir samimiyet, hiçbir güç, hiçbir nezaket bu acıyı geçiremiyor. tek yapabileceğimiz şey, üzüntüyü sonuna dek yaşamak ve sonunda bundan bir şey öğrenmek, ama her ne öğrenirsek öğrenelim, bir sonraki beklenmedik üzüntüde bir yardımı olmuyor.
Sonra yağan karın fotoğrafını çektim.
Ve eriyen karın fotoğrafını çektim.
Ve karda yalmayak yürüyen çocukların fotoğraflarını çektim (renkli/mosmor).
Kanayan yaraların fotoğrafını çektim (Kan ve irin rengi). Ölen bebelerin (ölmeden, ölürken ve öldükten sonra) fotoğraf larını çektim (renkli ve siyah-beyaz).
Satılan kızların fotoğraflarım çektim (satılmadan önce, satılır ken ve satıldıktan sonra).
Karın altında açılan, içine çıplak bir bebe ölüsünün bırakıldığı, ıslak, soğuk toprağın fotoğrafını çektim.
Ot bitmez, kar tutmaz kayaların fotoğrafını çektim.
Karın üstünde yansıyan ay ışığının fotoğrafını çektim. Gündcr ğumunun fotoğrafını çektim (bu ikisinden mutlaka uluslara rası bir ödül bekliyorum).
Donan gözyaşının fotoğrafını çektim.
Zazi'nin dik başının fotoğrafını çektim.
Muhtarın umursamazlığının fotoğrafını çektim.
Muhtar Ağanın yaşının fotoğrafım çektim.
Bitlerin fotoğrafını çektim.
Ellerin fotoğrafını çektim.
Yalnızlığın fotoğrafını çekemedim.
Türkülerin, ağıtların fotoğrafını çekemedim.
Çaresizliğin fotoğrafını çekemedim.
Çılgınlığın fotoğrafını çekemedim.
Ya da çektiklerim yalnız bunlardı.