"ölümsüz dudağında o aydınlık gülüşle sorardın,
'Gene nen var?' derdin "nedir gene
deli gönlünü çelen? Tılsımımla kimi
baştan çıkarıp yollamam gerekiyor koynuna?
Söyle, Sappho, kim seni üzen?
Kaçıyorsa, kaçsın, bırak,
yakında o senin ardına düşecek,
bugün almıyorsa verdiklerini,
yarın o sana armağanlar verecek,
seni sevmiyorsa, istemese de er geç sevecek.' "
Çalıkuşu... Feride... Kâmran...
Benim için hem çok hafif, nazik; hem de yüreğimi hop hop ettiren bir serüven oldu. Feride ve Kâmran'ın sonlardaki o yüzleşmelerini, vakit geçirmelerini, muhabbetlerini, yaşadıklarını yerimde duramayarak "helecan" içinde okudum, yaşadım, hissettim. Tek kafamı karıştıran ve istediğim heyecanı vermeyen nokta Kâmran'ın "sarı çiçek" güzellemesi oldu: İsterdim ki başka benzetmeler yap, ağla, mahvol, kucakla, haykır, bırakma; sende kendi aşkını, ızdırabını bu şekilde göster. Ama ben kafamda işte böyle tamamladım Kâmran, tasalanma.