Yaşamın tek değerinin kendisine biçtiği değer olduğunu biliyor musun? Ve de gereksinimini kendi lehine yonttuğu için bu değer elbette gereğinden fazla biçilir. Yukarı çıkarttığım o adamı ele al. Kendini sanki çok değerli bir şeymiş gibi düşünüyor, elmasların yakutların ötesinde bir hazine sanki. Sana göre? Hayır. Bana göre? Hiç de değil. Kendisine göre? Evet. Ama ben onun takdirini kabul etmem. O dünyanın umrumda değil. Onun gibilerden bol bir şey yok.
Dinlenmek! Bu sözcüğün anlamını önceleri hiç bilmezmişim. Bütün yaşamım boyunca dinleniyormuşum da haberim yokmuş. Ama şimdi, yarım saat boyunca kımıldamadan oturabilip de hiçbir şey yapmasam hatta düşünmesem dünyanın en hoş şeyi olurdu bu. Ama öte yandan, bu aynı zamanda bir itiraf da. Bundan böyle emekçi insanların yaşamını takdir edeceğim. Çalışmanın bu kadar korkunç bir şey olacağını tahmin etmemiştim hiç. Sabahın beş buçugundan gecenin onuna kadar, ikinci akşam nöbetinin sonuna doğru çaldığım anlar hariç, kendime bir dakika bile ayirmaksizin herkesin kolesiyim.