Sanırım Emerenc’in beni, sevginin bir yükümlülük, risk ve tehlikelerle dolu bir tutku olduğunun bilincinde olarak neredeyse ağırbaşlı bir biçimde, kayıtsız koşulsuz gerçekten sevmeye başladığı an işte bu andı.
Nasıl ki siz –bağışlayın böyle yazdığım için– başkalarının yanında soyunamazsınız; yoksul insan da, birisinin başını uzatıp kulübesine bakmasından, aile ilişkileriyle ilgilenmesinden hoşlanmaz
Düşkünler hodbin olur... doğanın bir yasasıdır bu. Eskiden de hissediyordum bunu. Yoksul, ezilmiş insan kuşkucudur. Çevresine, yanından geçenlere yan gözle, bir tuhaf bakar. Kendisinden mi söz ediliyor, anlamak için gözlerini kısarak, kuşkulu bakışlarını dolaştırır çevresindekilerin üzerinde, konuşulanlara kulak kabartır.
Mutsuzluk bulaşıcı bir hastalıktır. Mutsuzlar ve zavallılar daha da mutsuz, zavallı olmamak için birbirlerinden kaçmalıdırlar. Bugüne dek yalnız başınıza sürdürdüğünüz sakin yaşamınızda tatmadığınız felaketleri getirdim başınıza. Bunu düşündükçe kahroluyorum.
Hem ben niçin bu kadar gerekliyim size dostum? Ne iyiliğimi gördünüz? Yalnızca bütün varlığımla bağlıyım size. Her şeyimle, yürekten seviyorum sizi. Ama –kötü talihimden!– sevmesini biliyorum. Sevebiliyorum da, iyi bir şey yapamıyorum, iyiliklerinize karşılık veremiyorum.