O da bütün bunları çok iyi biliyordu; benim için erişilmez oluşundan, ona dair tüm hayallerimin imkansızlığı düşüncesinden de muazzam bir keyif aldığına kalıbımı basarım; aksi takdirde onun gibi temkinli ve akıllı bir kadın bana karşı bu kadar samimi, açık davranır mıydı?
İşte şimdi de kendime aynı soruyu soruyordum: Onu seviyor muyum? Ve bir kez daha bu soruya cevap vermeye cesaret edemedim; daha doğrusu belki de yüzüncü kez ondan nefret ettiğimi tekrarladım kendi kendime. Evet ondan nefret ediyordum.
Benden bu denli farklı olmasına karşın nasıl oluyordu da bana bu kadar bağlanabiliyordu?
…
Daha önce de yazdığım gibi o zamanlar henüz gençtim, bağlılığın ne denli mantıkdışı, ölümcül ve güvenilmez bir duygu olduğunu henüz derinlemesine incelememiştim, oysa yalnızca duyguları betimleyen Yunan edebiyatının yabancısı değildim: Orada ölümün parıldayan baltasını tutan eller sevgi ve aşkın birleşen elleriydi.