Selen

Hayli yıl önceydi, benden büyük bir yakınım kendi hayatıyla ilgili bir olaydan söz ederken, "Beni anlayabilmen zor," dedi, "Sen kolay bir hayat yaşadın." "Haklısın," diye karşılık verdim, "Ama benim seninki gibi bir tarihim olamayacak." Sanırım o za­man kendini anlaşılmış hissetti; zaferiyle, trajedisiyle benim ya­şamadığım pek çok şey yaşamıştı.
Reklam
Sonra da bilinmeyeni keşfetmek üzere olmanın ürküntülü heyecanı ve hayatın kendisi. Risk alarak yaşamayı göze alabildiğimiz oranda hikayelerimiz de artıyor, "gölge"mizi daha yakından tanıyabiliyoruz. Koruma altında yaşayanlarsa, zamanla müze parçasına dönüşüp, çevresindekilerin de kendileri gibi olmasını bekleyerek onları denetim altına alma eğilimi gösteriyorlar. Kendilerinde imrenme duygusu uyandıran ve neleri yaşayamadığını hatırlatan hayat belirtilerine tahammül edemez halde.
“Yazgının getirdiği trajedi varoluşumuzun temel şartıdır. Trajediyi tanımazsak kendimize karşı duyarlığımızı kaybederiz ya da böyle bir duyarlığa hiçbir zaman ulaşamayız,” diyor Eigen. Oysa etrafımız, trajediyle yüzleşmemek için kaçınanların trajedisizlik trajedileriyle dolu, "mışçasına" hayatlar ve ölüm korkularıyla. Hayatı denetim altına almak isterken hayatı kaçıranlarla.

Selen

, bir kitabı okumaya başladı
Amin Maalouf
8/10 · 7,8bin okunma
O zamanlar gökyüzü o kadar alçaktı ki hiçbir insan dik durmaya cesaret edemezdi. Yine de yaşam vardı, arzular ve bayramlar vardı. Bir de bu dünyada hiçbir zaman en iyi beklenmese de en azından her gün en kötüsünden kurtulmak umulurdu.
Reklam