Kralın himayesinde değilken, elinde itimatname yokken dünyayı çıplak elleriyle kavramayı hayal etmişti. Ve işte şimdi dünya önüne serilmiş, yollardaki engeller kalkmıştı, yeryüzünü fethedebilirdi! Ordusu olmadan fethe çıkmak mı? Sakat bacağını ülkeden ülkeye sürükleyecek, satraplarla, uluslarla, kastlarla, tarikatlarla, cemaatlerle yüzleşecek, kendi yolunda giden sürüleri, kemikleşmiş töreleri, insanların donukluğunu sarsacaktı, öyle mi? Yani bütün insanlık yeni bir şekle girene kadar öğretecek, yazacak, çizecek, hiç durmadan savaşacak, ardından bir sonraki menzile varıp yeni kalabalıklar toplayacaktı; ve her seferinde insanları aynı anda nasıl hem cezbedip, hem şaşırtıp, hem avutup hem de kamçılayacağını düşünecekti, doğru mu?