İnsanlık birdir. Aynı dünyada yaşıyoruz; hepimiz aynı bedene, aynı beyne, aynı kırılganlığa sahibiz. Ancak bu genellikle göz alıcı kültürel farklılıkları engellemiyor. Yine de bu farklar onları mümkün kılan şeyi, yani ortak insanlığımızı ortadan kaldirabilirler mi?
Benim aile hekimliği eğitimim sosyal ve ekonomik açıdan yoksunluk çeken bir toplulukta başladı; öyle ki orada çalışan doktorların bana, bazı hastaların için yazabileceği en önemli reçetenin hastalık raporu olabileceğini hatırlattıklarını anımsıyorum. İskoçya’da-adada ya da şehirde yaşayan, varlıklı ya da yoksul-farklı topluluklarda çalışan aile hekimleri ile yapılmış bir dizi anonim görüşmeyi içeren bir gün o dönemin kitabı “Doctors Talking” bu tutumu özetliyordu. Şehir merkezindeki çok yoksul bir bölgede çalışan aile hekimlerinden biri şöyle diyordu üst üste:
“ daha çok para temin etmeye çalışarak yoksulluk ve hastalıklar arasındaki bağlantılarla ugrasmak bana göre zatürreee’ye yakalanmış bir hastaya antibiyotik reçetesi yazmaktan farksız. Her iki durumda da uygun tedaviye uygulamış oluyorum. Nasıl ki bazı ilaçlar belli hastalıkların tedavisinde uygunsa, daha fazla para ya da tatil veya daha iyi bir evde hastamın sağlık durumunu düzeltebilir.”
Halk arasında her çeşit duruma uyacak kadar kapsamlı, belirsiz, çarpıcı ve esnek bir teşhis olarak kullanılan “ sinir krizi” terimini eskisi gibi yaygın olarak kabullenbilseydik keşke. Bu ifade,
için geçirdikleri buhran vahametini pekiştiebilir ama aynı zamanda üzerlerinden atmakta zorlanacakları bir psikiyatrik teşhisle yaftalamalarının da önüne geçer. Onlara iyileşmeleri için yeterli zamanın tanınmasını sağlayabilir iyileşme süresi kişiden kişiye, durumdan duruma değişir; kırık bir bacağın ya da zatürrenin iyileşmesi için olduğu kadar, ruhsal bir buhrannın atlatılması için de geçerlidir bu.
Birlesik Krallik Ulusal Saglik Hizmetleri' nin kurulusunda önemli rol oynamis bir politikacı olan Aneurin Bevan, hastaligin "insanlarn ödemesi gereken bir kefaret ya da cezalandirilmasi gereken bir suç degil, maliyeti toplum tarafindan paylaşilmasi gereken bir talihsizlik" oldugu görüsünün öncülügünü yapmisti. Bu alinti aslinda Bevan'in agzindan çikmis bir söz degildir; sosyolog T. H. Marshall tarafindan refah devletinin kilavuz ilkelerinin bir özeti olarak yazilmistir. Genis çapta tekrar tekrar paylaşılmasının nedeni, özünde dogru oldugunu kabul etmemizdir: Hastalik sadece kisisel degil, ayni zamanda toplumsal bir musibettir ve etkilerini hafifletmeye çahsmak, toplum olarak hepimizin katilimini gerektirir.