Sayfa 33. de yazar kitabın maksadını anlatırken katılmadığım bir anlatımda bulundu… şöyle diyor, bu kitaptaki amacımız inançlarımızın temelsizliğini göstermek değil çok daha basit bir şeyin peşindeyiz: farkına bile varmadan benimsediğimiz varsayımlarımız ve bunların bunlardan türeyen inançlarımızın gerçekte bizi sevinçten uzaklaştırıyor olabileceğini göstermek istiyoruz işte Spinoza‘nın öğretisinden yararlanma sebebimiz de bu:
Tanrı’yı ya da herhangi bir varlığı bu dünyayı aşan aşkın maksatlı ve karar verip eğen, bizi gözetleyen, ödüllendirecek ya da cezalandıracak bir güç olarak benimsemez bizi sevince dönüşmekten alıkoyar; yaşamımıza derinden derine bir suçluluk, sinsi bir melankoli ve cezalandırma tedirginliği yerleştirir;; aşkıncılık varsa Sayımı evrenle neşeli bir kucaklaşmanın önüne geçebilir, bizi canlı cansız tüm varlıklarla bir ve birlikte olmaktan uzaklaştırabilir. “
Şimdi neden katılmadığımı ben de şu şekilde açıklamak istiyorum yazarımıza şunu sormak istiyorum insanlardaki tanrı kavramını nasıl ölçebilir bu bir ikincisi ben bir dindarım fakat çok okuyan bir dindarım sorgulayan bir dindarım yani sormadan bu mertebeye gelmedim hatta bir zamanlar da deisttim. Eğer bunu kendisiyle karşılıklı konuşursak daha rahat anlatabilirim burada yazarsam çok uzun olur çünkü onun doğa dediği benim tanrı dediğim aslında ikimizin de aynı şeyden bahsettiği şeyi biz kafamızda nasıl canlandırıyoruz… çünkü Kur’an‘da kutsal kitabımızda bize şöyle öğretildi Allah yüce yaratıcı bu dünyada bile bildiğimiz herhangi bir şeye benzemeyen insanın aklıyla betimleyemediği varlık yani bu insanımsı bir tanrı değil bize elinde sopasıyla cezalandıracak bir tanrı değil tanrı her şeyin nedenselliğini nedenini yaratan büyük varlık onun nasıl olduğunu bilemiyorum buna ister dua deyin ister tanrı