“Herkes kendince teselliye giden yolunu bulmaya çalışıyordu. İnsan bir tablo ile konuşarak kendini tedavi edebilir miydi? İnsanın rahatsızlığını dile getirmesi, ilhamın verdiği sezgiler aracılığıyla kendini anlaması için sanatsal yaratımdan, sanat yoluyla terapiden pekala bahsediliyordu. Ancak bu farklıydı.Antoine için güzelliği seyretmek çirkinliğin üzerine konan bir pansumandı. Bu daima böyle olmuştu. Kendini kötü hissettiğinde müzeye gidiyordu. Güzellik, kırılganlığa karşı daima en iyi silahtı.”
Ne okudum ben ya? Çok akıcı, kurgusu farklı bir metindi. Başarılı ve mesleğini seven bir sanat tarihi profesörünün aniden istifa edip Paris’e gitmesiyle başlıyor metin. Bu tarih profesörü Antoine Duris. İstifasından sonra evini, kardeşini, yaşadığı kenti bırakıp kimseye bir açıklama yapmadan Paris’te Orsay Müzesi’nde salon bekçisi olarak işe başlıyor. Acaba neden istifa etti merakı ile okurken kurgu geçmişe doğru katman katman açılıyor. Her katman sanata, sanatın iyileştirici gücüne, güzelliğe, kadınların yaşadıklarına dair düşündürüyor. Hiç aklımda olmayan bir kitaptı okumak için. İsmail Abi’nin önerisiyle alıp okuduklarımdan. @antiksahafismail teşekkürler