Ne okudum ben??? Kitaba başlarken bu kadar etkileneceğimi bilmiyordum. Metin boyunca düşündüm, hüzünlendim, ağladım, anlamaya çalıştım.
Kayıp Gergedanlar çok farklı kurgulanmış bir metin. Aslında üç ayrı kurgu otek kurguda birleşiyor diyebiliriz. Veteriner olarak bir kasabaya atanan Sümer Bey’in ormanda gergedanları ararken yaşadıkları, Sümer Bey’in eşi Suna Hanım’ın bu kasabada kendisi ve çocukları için kimsenin ulaşamayacağı bir düzen kurmaya çalışması ve geçmişte yaşanan bir katliamın izleri.
Suna Hanım karakteri beni çok şaşırttı metnin başında. Suna Hanım’ın çocuklarını herkesten uzak büyütmesi, evinin çevresini yüksek duvarlarla örmesi, onlarla kurduğu ilişki başta tüylerimi ürpertse de neden öyle bir anne olduğunu okudukça anladım. Beni en çok etkileyen ve düşünmemi sağlayan şeylerden biri ise bahçeye açtırdığı kuyuda soluklandığı zamanlar…
Kitabı bitirdikten sonra yazarın 2011’de yaşanan bir olaydan da etkilendiğini okudum bir söyleşisinde. Maraş’ta annelerinin ölümü üzerine aynı gün aynı evde farklı odalarda intihar eden dört kardeşin haberi kitabın yazım sürecini etkilemiş. Yazar bu olay ile Maraş katliamını kurgusunda ustalıkla işlemiş bence.
Kitap Maraş katliamını anlatıyor ama bilerek Maraş adını kullanmıyor yazar. Gurgum adını(Maraş ve çevresinde yaşamış olan Neo-Hitit kent devleti) kullanıyor Maraş yerine. Aleviler-Sünniler yerine Yafiler-Reşiler diyor. Ben açıkçası böyle yazmış olmasını daha çok sevdim.
Genel anlamda kullandığı dil ve sıra dışı kurgusu sayesinde hızlı okunabilen sürükleyici bir kitap. Ancak yaşanan katliamı anlattığı satırları okumak oldukça zorlayıcıydı. Okuyun isterim.