Doppler, ilginç bir adam.
İnsanın toplumdan uzak, toplumdan bağımsız yaşamasını doğasına en uygun şey olarak gören Doppler ne olursa olsun insanlardan kaçamıyor. Her ne kadar Bongo adını verdiği geyiği ile yaşasa ve kimseyle iletişim kurmamakla övünse de bir noktada ormanda yaşadığı o çevrede popüler hale geliyor. Geleni gideni hatta komşuları oluyor. Çocuklarına akıllı olmamayı, normlara uymamayı, değer sahibi olmamayı, parayı değil takası tercih etmeyi öğütlüyor. Hayatın bir gün tekrar avcı toplayıcı döneme döneceğine ve bunun zaten bir gereklilik olduğuna inanıyor. Son zamanlarda okuduğum en farklı romanlardandı. Yayınevinin baskı tipinden dolayı yavaş okudum. Gözlük kullanmayan birinin bile gözlüksüz okuyamayacağı kitaplardan.
Bazen insan eğlenceli olmayan işler de yapmak zorunda kalır. İnsan oturduğu dalın en ucuna gitmeye cesaret edebilmeli ve hatta bindiği dalı kesebilmeli.
Yavru geyik de sigara bulabilseydi hiç tereddüt etmeden içerdi. Hayatta yapayalnız kaldığı, acımasız bir yer olduğu kafasına dank etmeye başladı; bir gelecek görmüyor, hiçbir şeyin anlamı yok.
Bu kitabı gerçekten çok sevdim koridor kitap tarafından çıkarılan bu seri tasarımı, puntosu ve çevirisiyle benim gönlümü aldı. Feminist bir kitap olsa da kitabın sonuna doğru o dönemin kuvvetli esintisini hissederek okudum. Emma karakterine yer yer hak verdim yer yer çok fazla buldum, egoist buldum. Çevresindeki insanlar üzerinde bıraktığı etkileri şaşkınlıkla izledim, Emma'yı sevdim ama böyle bir manipülatör ile kanka olmazdım sanırım. Severek okuduğum ve kendimi o dönemde, Hartfield'de hissettiğim bir kitap oldu. Uzun sürede okumak istediğim bir kitap değildi ama bu günler biraz şey işte... Hoşçakal Emma.