“Eğer sen saltanatta ve mülkümde ortağım isen bunun da bir hükmü ve kuralı vardır. Fakat benim nâibimsen ve benim emrimdeysen o takdirde nâiblik ve tabilik şartlarına uymalısın. Oğullarından her biri bir kıtayı istila etti ve büyük bir eyalete vali oldular. Buna da kanaat etmeyerek devlet işlerine müdahale ve tecavüz ettiler, şunu bunu yapmaya kalkıştılar. Önünden vezirlik alameti divitinin ve başından sarığının alınmasını emretmemi ister misin?”
Büyük Ulema Mir Seyyid Şerif, yüzyılın başında gelen din yenileyicileri hakkında şöyle demişti:
“Her yüz senede Hz. Resul’ün dinini yaymak için bir kişi seçilir. Hazreti Resul’ün hicretinden bugüne kadar sekiz yüzyıl geçti ve bu yüzyılda İslam’ı yaymak için Sahip Kıran Timur’u görevlendirdiler.”
...hangi devlet eğer dini ve ahlaki temel üzerine kurulmazsa ve de onun siyasi işleri töre-tüzük kanunlarına sıkı bağlanmaz ise, öyle devletin cazibesi gider heybeti yok olur. Böyle devlet üstü açık, kapısız bacasız eve benzer.
“Şark’ta gittikçe büyüyen ve Osmanlı Devleti’ni tehdit eden Akkoyunlulara karşı Fatih bidayette biraz çekingen davrandı. Bunda hiç şüphesiz ki Uzun Hasan’ın büyük kuvvetlere sahip oluşu âmil olmuştur. İhtimal Fatih Uzun Hasan’la karşılaşmakta, Timur-Bayezit faciasını gözönüne getirerek tereddüt ediyordu. Belki de iki müslüman hükümdarın vuruşması padişahın hoşuna gitmemektedir.”