Sessizdi etraf. İnsanlar, bir yerlerde dağıtılan eşantiyonlara dağılmış gibiydiler... Martılar ve birkaç berduş kendi belirsizlik- leriyle uçuştaydılar... Koca şehir bize kalmış gibiydi. Telaşsızdık. Uzaklarda kıytırık birkaç olta zayıf balıkları çekiyordu.
İşte bir an başka bir gerçeğin varlığını hissettik birbirimizle... Yalnızlık, paylaşılabilir bir bütün gibiydi sanki... Ve sonra boşluk ve anlamsızlık işte! Birdenbire aynı şey olmadığı duygusu... Yalnızlık senin! Denizde bir leğen kadar net! Heba edilen günler... Yapış yapış bir trajedi... Yatmadık o gece. Birbirimizden sıkılıp ayrıldık. Birkaç gün sonra kapı çaldı. Sucuydu.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İnsanın “ben” dediği şey, kendine anlattığı hikayelerden ibaret. Sanıyorum bir kurgudan başka bir şey değiliz. Bir anlatıyız, bir romanız. Kendini anlatarak var etmeye çalışan bir hiçlik. İnsan kendinin hikâye anlatıcısıdır.
Yazarın okuduğum 3. kitabı. Çok farklı bir anlatım dili olmuştur her zaman. Bu defa da zor konuları kolay anlatan tarzını devam ettirmiş. Kurgudan ziyade şehri gezen bir modern zaman seyyahı... Buna benzer bir anlatım dilini Ingvar Amjornsen'de görmüştüm. Daha çok kuzey yazarlarına benzetiyorum dilini. Kitabın ritmini beğendim. Bittiği yer öyle bir yer ki, daha fazla bir şey söylenemez gibi hissettim.
Dünyada en çok sabahlara güvenin. Dün geceki adamın adamlığını, alkolün baş ağrısını, yazdığın şiirin berbatlığını sabah anlarsın. Freuddur, Kanttır, doktordur sabahlar...