İnsanın “ben” dediği şey, kendine anlattığı hikayelerden ibaret. Sanıyorum bir kurgudan başka bir şey değiliz. Bir anlatıyız, bir romanız. Kendini anlatarak var etmeye çalışan bir hiçlik. İnsan kendinin hikâye anlatıcısıdır. Belki de benim sorunum da budur. Kendimi hiç anlatmıyorum. Sanırım bunları da bu yüzden yazıyorum. Var olmak için...
Yazar,hayatın rutin döngüleri arasında sıkışıp kalmış, ruhu boğulmak üzere olan insanın dramını kendine has tarzıyla anlattığı" ya yoksam"ı çok sağlam , güçlü bir kurguyla kaleme almış. Gündelik hayatı,ilişkileri keskin bir mizahi zeka ile harmanlarken bize hiçte yabancı olmayan durumları sorgulatmayı başarıyor.İçe dönmemizi sağlayarak varlığımızın amacını düşünmemizi istiyor. Karakterin içine düştüğü boşluğa bir de okuru davet ederken anlattıklarıyla dünyayı ve varlığını sorgulamaya herşeyi alt üst etmeye huzursuz bırakmaya başlıyor.
İnsan çevresine bakarak varlığın ve hayatın amacını anlamaya çalışır.Ben kimim?” “Nereden geldim nereye gidiyorum?” “Hayattaki amacım ne?” “Nasıl mutlu olabilirim?” “Çaresizce aynı hataları neden tekrar ediyorum?” “Bana neler oldu?”“Yaşamın anlamı ne?” gibi soruların cevaplarını arar. Bu sorulara cevap veremediği müddetçe hayat amaçsız ve hikmetsiz bir manaya bürünür. Bu amaçsızlık ve hikmetsizlik insanı manevi karmaşalara, buhranlara ve felaketlere götürür. Bu durum karşısında insan adeta pusulasız bir geminin içinde nereye gittiğini, niçin orada olduğunu bilmeyen şaşkın ve tereddütlü kişilere dönüşür.İşte o sırada anlatmaya başlar .Anlatmak ihtiyaçların fark edilmesini sağlar. Her fark ediş yeni bir öykünün başlaması anlamına gelir. Kendimizi anlatma derdinin derinlikleri ve bu derinliklere bakmak isterken dengemizi kaybedip düştüğümüz kuyular tahminimizden daha derin .Kendini inşa ve ikna