Orhan pamuk’un bu kitaptaki karakterlerinin kafa yapısı bana uygun değil ya. Karakterlerle özdeşleştirdiği şeyler bana kendi kendilerini kapana kıstırmış döngülerde hissettiriyor. Bir de bir şeyi kırk defa söylersen olur yani hem bu kadar detaylı üzerinde araştırma yapılmış hayatlarına çekilmiş efsaneleri insanlar bir nevi gerçekleştirmek isteyecekler. Çünkü dolduramadıkları o boşluk o olaya takılmalarından gerçekleşir. Kırmızı saçlı kadının şuursuz savunmalarından ufacık bi örnek babasının da oğlunun da yazar olmasıymış, vay be sanki o çocuğu sen büyütmedin senin düşüncelerinden etkilenmedi. Kader nereye yönlenirsen oraya çekilir, sonradan ortaya çıkan sonuçlar önceki yılları kanıtlamaya çalışmak ya da doğruluğunu romantikleştirmek için değildir. Aynı şarkıcıların yazdığı şarkı sözlerindeki hayatı yaşaması gibi KSK da tiyatro sahnelerinde oynadığı oyunların tek gerçeklik olduğunu kabul edip bunu gerçeğe dönüştürmüş. Kaçıngan bağlanan ve hayatında yaşayamadığı şeyleri egosunu besleyerek başkalarıyla kıyaslamaya ve hiçbir zaman sevilmemenin acısını böyle kapatmaya çalışmış. Cem ise birini ölüme terk etmenin onu tek bir anda bırakmasıyla hayattan kopmuş anlattığı hikayede yaşamıştır.