Orhan pamuk’un bu kitaptaki karakterlerinin kafa yapısı bana uygun değil ya. Karakterlerle özdeşleştirdiği şeyler bana kendi kendilerini kapana kıstırmış döngülerde hissettiriyor. Bir de bir şeyi kırk defa söylersen olur yani hem bu kadar detaylı üzerinde araştırma yapılmış hayatlarına çekilmiş efsaneleri insanlar bir nevi gerçekleştirmek isteyecekler. Çünkü dolduramadıkları o boşluk o olaya takılmalarından gerçekleşir. Kırmızı saçlı kadının şuursuz savunmalarından ufacık bi örnek babasının da oğlunun da yazar olmasıymış, vay be sanki o çocuğu sen büyütmedin senin düşüncelerinden etkilenmedi. Kader nereye yönlenirsen oraya çekilir, sonradan ortaya çıkan sonuçlar önceki yılları kanıtlamaya çalışmak ya da doğruluğunu romantikleştirmek için değildir. Aynı şarkıcıların yazdığı şarkı sözlerindeki hayatı yaşaması gibi KSK da tiyatro sahnelerinde oynadığı oyunların tek gerçeklik olduğunu kabul edip bunu gerçeğe dönüştürmüş. Kaçıngan bağlanan ve hayatında yaşayamadığı şeyleri egosunu besleyerek başkalarıyla kıyaslamaya ve hiçbir zaman sevilmemenin acısını böyle kapatmaya çalışmış. Cem ise birini ölüme terk etmenin onu tek bir anda bırakmasıyla hayattan kopmuş anlattığı hikayede yaşamıştır.
Evlilikleri bittikten sonra bir erkeğin kendini haklı göstermek için monolog konuşmaları. Zihninin karmaşıklığı o kadar net ki kendinden başka kimseyi anlayacak düzeyde değil. Annesine olan derin güvensizliği eşine olan güvensizliğe dönüşerek kadının kaçışını tetiklemiş ve kendiyle yüzleşmek adına yazdıkları önce kendini sonra da bizi inandırmamak için bu tonda yazılmış gibi. Çok garip kitap bittiğinde bir yandan manipüle olup adama da üzülüyor insan
Yıllardır dayatılan popüleritesinin bende oluşturduğu antipatikliği sevgilimle şato sahnede gittiğimiz çok keyifli bir oyunda aşabilmek çok umut verici. Oyundan sonra bi merakla okuyup bitirdim. Aynı ön yargım 1984 için de var onu da yenebilirim
‘bitsin derim kaktüsler başlasın dikensiz orman
kim demiş kervanların soygun kılavuzuyum
bay hörgüç size ilk kez raslıyorum bu yörede
ben bedevi ordusunun barışsever bir eriyim
o dikenli çalıları kim koydu buralara
beni biraz bağışlayın karıncamı severim de
kum fırtınası napar ki üç gözüm kör’
Bu adam kimliğini tam olarak yansıtmadığı için
mi bu kadar mutsuz ya, eğer gerçekten gerçek
hayatında farklı bir kimliğe bürünüyorsa ondan
bu buhran durumdan çıkamamış olabilir. Zaten
belki de bu yüzden şiir yazmaya başladı ki of ya çoklar sokağında yalnızlık yok şimdi
miyavlıyan birileri yemiş karanlıkları
hep kurşunlamışlar yalnızlığı çoklar