Zaman içinde kitaplarla muhabbet arttıkça yeni yazarlar keşfetmeyi sever oldum. Hem her elde kadrajıma giren hem de herkesçe bilinen övgüye layık yazarlar okumayı sevdiğim kadar yeni yazarlar keşfetmek daha bana ait hissettirir oldu.
Geçen yıl itibari ile oyuncu, sunucu, mühendis, doktor vb. kimlikleriyle tanıdığım ve duruşunu takdir de ettiğim ama okumaktan imtina ettiğim bir çok yazar keşfettim. Geç kalmış olduğumu düşünerek hayıflanmak yerine tanımış olmanın keyfini yaşadığım yazarlardan oldu Yekta Kopan.
Yekta Kopan’a hiç bitmeyen alakam “Geleceğe Dönüş” -Marty ile başlamış olup hala çocukluktaki o sıcaklığı satırlarında da görmek mutluluk verici…
“Belki Yaz Erken Gelir” kitabındaki öyküleriyle mest olduğum yazarın roman türündeki bu kitabında bizi Müzeyyen karakteri karşılıyor.
Hanım hanımcık, kimseyi üzmeyen, okulda örnek öğrenci Müzeyyen’in çocukluğu kardeşi Çiğdem’in doğması ile bitiyor aslında. Kendisi dokuz, kardeşi üç yaşında annesi cam silerken kardeşinin feryat figan ağlaması ile telaşlanan annenin camdan düşerek ölmesi ile kardeş nefreti hayatının her yanını sarıyor. Babası Nejat Bey’in babalığı bile ayrı bir konu olur. Kitapta daha çok Müzeyyen’i, mutsuzluk içindeki iç sesiyle kavga eden, kardeş ve babasını pasif olarak reddetmiş kayıp bir kadın değil ( ki bu kimliği bile hak bırakmamış kendine ) bir insan olarak okuyoruz.
Böyle bir kadın karakteri ve yaşamını, bir erkek yazardan katman katman okumak duygusal yaklaşımdan, empatik hislenmekten uzak daha derinlikli, daha mantıksal, daha gerçek bir okuma süreci yaşattığını hissettim.