Candide benim için hem eğlenceli hem düşündüren bir kitaptı. Voltaire bu eserinde, Gottfried Wilhelm Leibniz’in “her şey zaten olması gerektiği gibi” anlayışıyla açıkça dalga geçiyor.
Kitabın başkahramanı Candide saf, iyi niyetli bir genç. Sevdiği kadın Cunegonde için yollara düşüyor ve bu yolculukta başına gelmeyen kalmıyor. Savaşlar görüyor, haksızlıklara uğruyor, sürekli savruluyor ama yine de umudunu kaybetmiyor.
Yol boyunca karşılaştığı insanlar aslında farklı bakış açılarını temsil ediyor. Özellikle Martin karakteri bana daha gerçekçi geldi. Sürekli sorgulayan, her şeye daha karamsar bakan biri.
Kitapta bazen “yok artık” dedirten olaylar oluyor ama zaten anlatım biraz abartılı ve mizahi. Bu da kitabı sıkıcı olmaktan çıkarıyor. Hem güldürüyor hem de düşündürüyor.
Kitabın en çarpıcı yanı ise tüm bu karmaşanın sonunda vardığı yer. Büyük fikirler, metafizik tartışmalar, kadercilik… Hepsi bir noktada anlamını yitiriyor. Türk çiftçinin umursamaz ama bir o kadar da sarsıcı cevabı:
“Çocuklarımla birlikte eker biçerim, çalışma üç büyük kötülüğü uzak tutar: can sıkıntısı, kötü huyları ve yoksulluğu.”
Ve ardından Candide’nin anladığı sade gerçek,
insan huzuru çalışmada bulur. Candide’in “bahçemizi ekip biçmeliyiz” diyerek noktayı koyması, bana göre kitabın en güçlü cümlesi.
Ve benim bir okur olarak anladığım: Hayatı sadece konuşarak ya da kader deyip geçip, sürekli büyük büyük düşünmek yerine insanın kendi hayatına odaklanması, çalışması ve üretmesi gerekiyor. Yani kısaca herkes kendi “bahçesini” ekip biçmeli.