“Bir cemiyette fertleri birleştiren ana unsur cins, renk, ırk, ve arazi bağı olursa... Buna benzer bağlardan herhangi birisi bir cemiyeti teşkil eden ana güç olduğu zaman açıkça görülür ki ne cinsiyet, ne ırk, ne arazi ne de kavmiyet insanın üstün değerlerini ifade etmezler. Renkten, cinsten, kavimden ve araziden ayrı olarak da insan yine insandır. Ama fikirsiz ve ruhsuz bir insan düşünülebilir mi? Hem insan kendi hür iradesi ile akide ve düşüncesini, ideoloji ve hayat sistemini değiştirebilecek güce sahiptir, fakat kendi isteği ile rengini ve cinsini değiştiremeyeceği gibi doğacağı topluluğu ve yetişeceği arazi parçasını seçme imkânına da sahip değildir. İnsanların kendi hür iradeleri ve objektif arzularıyla birleştikleri bir konu üzerinde birliğe varan toplumlardır ancak medeni toplumlar...”
“Teşri yetkisi sadece günümüzdeki kafalarda dar manâda anlaşıldığı gibi kanunî hükümlere inhisar etmez. Düşünce ve görüş metodları, değer ve ölçüler, âdet ve gelenekler... Hepsi de teşri konusuna girerler. Ve fertleri baskıları altında ezerler. Ve birtakım insanlar cemiyet içerisinde başka bir kısım insanları bu gibi baskı unsurlarıyla boyun eğdirmeye çalıştığı zaman ve cemiyet içerisindeki bazı fertler de bunu kabullendikleri takdirde böyle bir toplumda gerçek hürriyetin sözü bile olmaz. Aslında bu toplum tipi daha önce de belirttiğimiz gibi birtakım insanların tanrılaştırıldığı, bir kısmının da köleleştirildiği bir toplumdur. Ve bu yüzden gerici bir toplumdur. Veya İslâm’ın tabiriyle ‘cahiliyyet toplumu’dur.”