Yalnızlığımızı kendi hayal çiçeklerimizle dolduracağımıza, doğru düzgün kulak bile vermediğimiz bir müzik ve gevezelik uğultusuyla boğuyoruz. Zaten sadece boşluğu doldurmak için var bunlar. Gürültü durduğunda onun yerini alacak bir iç müziğimiz yok. Yalnız kalmayı yeniden öğrenmemiz gerekiyor.
“İster al ister alma durumu değil bu. Basbayağı yalnızız işte. Öyle değilmişiz gibi yapıp kendimizi kandırabiliriz ama bu bir şeyi değiştirmez. Peki yalnız olduğumuzu fark etmemiz, hatta biraz da kabullenmeye başlamamız çok mu daha iyidir? Böyle olunca insan doğal olarak sersemlemez, başı dönmez mi?”
…bu daha çok: hayat sizi dört bir yandan çekiştirirken tek parça kalabilme; ayaklarınızı yerden kesmeye kararlı merkezkaç kuvvetlerine karşı dengeyi koruyabilme; tekerleğin göbeğini kırmak isteyen şoklara kafa tutup güçlü durabilme meselesi.
Bir millet nasılsa devlet adamları da onlar gibidir. İşte bu nedenledir ki, eskiden beri “Her millet, layık olduğu idareye ve devlet adamlarına sahip olur.” denilmiştir.
Bu şehrin, içinden geçtiğim herhangi bir mezarlığında yatan onca kişi arasında, biz yaşayanların birbirimiz için olduğumuzdan daha büyük bir muamma var mıdır?