Bundan çok değil 5 yıl önce tüm insanlık, adına korona denen bir salgın hastalıkla sınandı. Çok hızlı bir şekilde yayılan bu salgın hastalığa bir o kadar da hızlı bir şekilde aşı türevlerinin geliştirilmesi, insanların kafasında bir soru işareti yarattı: korona laboratuvar ortamında geliştirilmiş insan yapımı bir virüs olabilir mi? Ve şimdi o laborantlar kendi geliştirdikleri virüsün panzehirini mi pazarlıyor tüm insanlığa? Peki eğer öyleyse neydi onları bu plana iten diye sormak lazım gelir. Asıl mesele o. Öte yandan salgının planlanmış olması ihtimalini güçlendiren bir başka şey de DSÖ'nün aşı türevlerinin adeta reklam yüzü olmasıydı. Halbuki o zamana değin DSÖ o kadar muhterem bir örgüttü ki bu örgütün aldığı kararlar üyesi olan 194 ülkenin iç hukukuna bakmaksızın kabul görüyordu. Böylesine yetkin bir kurumun alelacele piyasaya sürülen aşıları reklam etmesi, tartışma yaratır cinstendi. Nitekim öyle de oldu. İnsanlar arasında aşıya dair kötü söylemler aldı yürüdü. Bu defa devletler resmi kurumlara, avmlere, ulaşım araçlarına aşı olmayanların erişimine yasak getirdi. İstenen neydi? Dünya nüfusunu bilinçli bir şekilde azaltmak mı yoksa üstün bir ırk yaratmak mı? Üstelik bu kirli amaçlara giden yolda kullandıkları tek silah virüsler de değildi: GDO'lu besinler! Birçok ülkeye gıda krizine alternatif bir çözüm önerisi olarak dikte ettirilen GDO'lu besinler, esasında ekonomik savaş silahı imiş. Evet yanlış okumadınız, tam olarak öyle. Çünkü bu besinler insan vücudunun üreme sistemine varıncaya kadar zarar veriyor yazarın iddaasına göre. Hatta ve hatta GDO'lu besinleri pazarlayan kuruluşlar, bu besinleri bilhassa siyahilere servis edip onları yeryüzünden silmek gibi sapkınca bir eyleme geçmişler. Velhasıl bu kitap çok şey söylüyor duymak isteyene. Okuyun, okutun derim!