Senan Kazımoğlu

Senan Kazımoğlu
@senankazimoglu
Hedef KIZILELMA herkese aşikar olsun
Kütüphaneci
Selçuk Üniversitesi Tarih Doktora Öğrencisi
Konya
Azerbaycan, 23 Şubat 1988
50 kütüphaneci puanı
91 okur puanı
Ocak 2024 tarihinde katıldı
Alihan Töre Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti’nin kurulduğunu resmen ilan etti. Ardından Allah’a hamd u senalar edip halka şöyle seslendi: "Bu Türkistan memleketinden, Turan elinden dünyaca meşhur birçok hakan, birçok sultan geçmiştir. İşte bunlardan biri de İbrahim Peygamberin zamanında devlet kurmuş olan Oğuz Han’dır. Uygur Devleti’nin ilk temelleri de bu zat tarafından atılmış olup, sonraki devirlerde Satuk Buğra Han’lar, Alparslan Han’lar hep bu topraktan dünyaya ün salmışlardır. Bu kahramanların hepsi bizim ecdadımızdır. Doğu Türkistan halkının öz toprağında öz hükümetine sahip olması bu sebepten muhakkak ki şarttır. Bu tarihi hakikate bütün dünya halkları şahittir. Yukarıda sözünü ettiğim iddianın en büyük delillerinden biri de vatanımız olan Doğu Türkistan’dan çıkan alimlerdir. Yusuf Has Hacip ve şaheseri “Kutadgu Bilig”, Mahmut Kaşgari ve yapıtı “Lügati’t Türk” gibi birçok delil vardır elimizde, hepsi bu vatanın ürünüdür. Elbette biz yeneceğiz! Allahu Ekber!!!"
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bütün dünyaya bağıra bağıra kendilerinin halktan yana, insan sevgisiyle dolu komünistler olduklarını ilan eden, mazlumlara yardım ederek onları emperyalizmin pençesinden kurtarmanın boyunlarının borcu olduğunu söyleyen Sovyet cellatları, 1931 yılındaki Uygur Milli Kurtuluş İnkılabını Çarlık hükümetine kıyasla on kat daha vahşi bir şekilde bastırmışlardı. Kanları ve canları pahasına kurtuluşa ermiş Doğu Türkistan halkını merhametsizce yağmalayan, bu insanları ellerini kollarını bağlamak suretiyle Çinli istilacılara teslim eden yine onlardı
Halkın gözüne bu iyi işleri yapanlar (1940'lı yıllar) Çinliler olarak görünüyordu. Önceki kötülüklere imza atanlar ise Rusya’dan getirilen veya orada tahsil görerek buraya gelmiş Uygurlardı insanlara göre. Bunlar halkın gözünde en adi zalimler, en kan içici cellatlardı. Çinliler, dönemin iç ve dış siyasi değişimlerinden faydalanarak Doğu Türkistan Uygurlarını başkalarının elleriyle vuruyor, kendileri ise kurtarıcı rolünü takınıyorlardı. Herkes Savcuang’dan memnundu ve halk öncekilerden nefret ediyor, onlara gazaplanıyordu. Bundan istifade Çinliler, Doğu Türkistan’da kaybettikleri itibarlarını, Sovyetler sayesinde kuvvetlendirmek niyetine girdiler. Nitekim hakikaten 1940 yılına doğru Sovyet iktidarının Doğu Türkistan üzerinde yürüttüğü politika biraz olsun zayıfladı. Bundan dolayı, boşalan mevkilerini asıl sahiplerine terk etmektense, onu bizzat kendilerinin yarattığı Çinlilere teslim etmeyi yeğlediler. Çünkü, Sovyet katilleri de Uygurların bağımsız olmasını istemiyordu.
Allah’ın kulları, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) ümmeti olan bu insanların ihlas ve itikatları gönüllerinde gömülü bulunduğundan, eğer o cevher açılacak olursa kuşkusuz görülecektir ki, bunlar her türlü iyiliğe açık ve her işi başarabilecek kabiliyete sahip insanlardır. Ne var ki, bu zavallıların dini ve siyasi alanda çağı anlayan hakiki bir kılavuzları olmamıştır. Biz, Batı ve Doğu Türkistan Müslümanları işte bunun için asırlardan beri istilacıların ayakları altında eziliyoruz. Yine de, Kuran hükümlerine göre “Zalimlerin zulmü, uzun da sürse, devamlı olamayacağı”ndan; bir gün gelecek, başımızın üstünde bir dağ gibi duran kara bulutlar mutlaka dağılacaktır...
Yolculuğumuzda (1931 yılı) beni en üzen durumlardan birisi, konar göçer Kazak kardeşlerimizi çok zor şartlar altında görmem oldu. Çünkü, bütün Sovyet topraklarının hiçbir bölgesinde hiçbir millet, bunlar kadar tahribata uğramamış, bunlar kadar büyük zarar görmemiştir herhalde. İhtilalden önce 8 milyon olarak hesaplanan Kazak halkının; bugün, yani 1968 yılında alınan bilgilere göre üç milyon kalmış olması bunun en büyük delilidir. Özellikle Balkaş Gölü taraflarından başlayarak Karanköl, Kızılcar kentlerine kadar susuz, ekinsiz Karakum çöllerinde yaşamakta olan, hayvancılıktan başka gelir kaynakları bulunmayan, kendileri için, halk için hayvan besleyen zavallı yerli göçerlerin ellerindeki bütün hayvanları bu merhametsizler, taş yürekli bu melunlar birdenbire çekip aldılar. Bunun neticesinde, geçimi yalnızca hayvancılığa dayalı olan Kazak halkı açlıktan kırılıp gitti. Kendilerini halkın koruyucusu olarak nitelendiren devlet görevlileri, yani komünist liderler, bunu önlemek için hiçbir tedbir almadılar. Oysa, 1931 yılında başlayıp 1932 yılında doruğa ulaşan ve bütün Kazakistan çapında yayılan açlıktan dolayı Kazak halkı bütünüyle yok olmaya başlamıştı. O günlerde, Kırgızistan’daki Karakol ve Issık Köl yörelerinden getirilip göl kıyılarına yığılan hesapsız miktardaki arpanın, buğdayın alt ve üst kısımları, henüz olgunluğa erişmemiş olduklarından, çürümüş; yarım gez kadar bir bölümü küflenmişti. Bu dinsizler için yerli halkın ölmesi veya yaşaması fark etmediğinden dolayı, onlardan adeta çaldıkları bunca buğdayın olur olmaz yerlerde çürüyüp gitmesine bakmaksızın, halkın kırılıp yok olmasına razı oldular