Alınan kararla Filistin Mandası tam ortadan ikiye bölünüyordu. Celile Gölü'nün güneyinden başlayan ve Şeria Nehri boyunca giden düz bir çizgi Ölü Denizi ikiye bölerek Kızıl Deniz'e ulaşıyordu. Bu çizginin batısı Filistin, doğusu da Ürdün olarak kabul ediliyordu. Kahire Konferansı'nın Trans-Ürdün'ü bağımsız bir devlet olarak kabul etmesi uluslararası alanda tanınması için yeterli değildi. Churchill, bütün gelişmeleri Kahire'ye gelerek takip eden Abdullah'a Konferans'tan birkaç gün sonra 28 Mart'ta Filistin Manda Yönetimi'nin ve siyonist isteklerin Ürdün dışında kalacağına İngiltere hükümeti adına güvence verdi. Abdullah, Filistin Yüksek Komiseri Herbert Samuel'den de benzer bir güvence talep ettiğinde, Yüksek Komiser siyonist isteklerin Ürdün sınırları içinde uygulanmayacağını ve Ürdün ile iyi ilişkiler kurulacağını açıkladı. Bu güvencelerden sonra Abdullah da İngiltere politikalarına bağlı kalacağına dair güvence verince İngiltere, Milletler Cemiyeti'ne başvurarak Ürdün'ün bağımsızlığının tanınmasını istedi. Başvuruyu görüşen Cemiyet 16 Eylül 1922 tarihinde Ürdün'ü uluslararası hukuk kuralları içinde bağımsız bir devlet olarak kabul ettiğini ilan etti.