Kitabın sonuna geldiğimde çok aniden bittiğini hissettim ve aslında tam da karakterlerin yapacağı bir şeydi bu. Her şey aniden yaşanıyor (olumsuz anlamda değil). Her bir karakterle empati kurabildim diyebilirim. Yalnızca Rosie’nin fazla kastığını ve kendi kafasının içinden bir türlü çıkıp dışarıya tam anlamıyla bakamadığını düşünüyorum. Kendine sürekli duvar ördüğünü ve kendi kendini sabote ettiğini hissettim çokça. En doğru şeyi yapma mentalitesiyle aslında her şeyin daha da kötü bir hal almasına sebep oluşunu görüyoruz. Bu da her şeyi kontrol etmeye çalışmamak gerektiğini anlatıyor okura. Her şeyi düzeltmeye kalkışmanın yok ettiği cümlesi Rosie’nin durumuna cuk oturuyor. Normal People kitabında olduğu gibi burada da temel sorun iletişim problemi. Aslında herkes kafasının içinden geçtiği şeyi söylese bu kadar karmaşıklık olmayacak. Ya da olacaksa da çözülmesi yılları,insanlari, hayatlari yıkacak seviyeye gelmeyecek. Burada pek çok kişinin hayatı, yaşadıkları iki kişinin seçimleriyle şekillendi. Tıpkı domino taşları gibi. Hayat elbette anlattığım kadar basit oldu bitti değil, ama yeterince zorken daha da zorlaştırmanın anlamı da yok. Dilerim doğru insan yanlış zaman’ı yaşayan herkes istediğine kavuşur. Genel olarak güzel bir kitaptı.