On altı yaşımdan beri düzenli bir okur olmama rağmen, bu eseri kitaplığımın tam olarak neresine konumlandıracağımı bilemediğim, sarsıcı bir deneyim yaşadım…Karşımızdaki eser, Robert Harris tarzı alışıldık tarihsel gerilimlerin hafifliğinden fersah fersah uzak; atom teorisi, matematik, felsefe ve fizikle harmanlanmış entelektüel bir dev…Benim zihnimde bu kitabın açtığı parantez, ancak Umberto Eco’nun katmanlı olay örgüleri ve Thomas Pynchon’ın (özellikle Yerçekiminin Gökkuşağı) kaotik derinliği ile kıyaslanabilir…
Kitabın dünyasına girmeden önce kuşanılması gereken iki temel zihinsel anahtar bulunuyor…
Wagner’in Parsifal Operası; Operanın ana kötü karakteri (antagonist) olan Klingsor’u anlamak hayati önem taşıyor. O, sadece basit bir kötü adam değil; manevi dünyanın "karanlık" kutbunu temsil eden, trajik bir dışlanmışlık ve reddedilme hikayesine sahip derin bir karakterdir... (Küçük bir not olarak; Nietzsche’nin Wagner’e olan hayranlığına rağmen bu operayı beğenmediğini bilmek, metindeki gerilimi pekiştirecektir.)
Michael Frayn’in Kopenhag Oyunu; Atomun gizemleri ve bilim insanlarının ahlaki ikilemleri üzerine kurulu bu ödüllü oyuna aşina olmak, kitaptaki fikirlerin zeminini sağlamlaştıracaktır...(Michael Frayn'in ödüllü oyunu Kopenhag, 1941 yılında fizikçiler Niels Bohr ve Werner Heisenberg arasında gerçekleşen gizemli ve tarihi görüşmeyi konu alır ki bunlar kitapta ki ana kahramanlardır…Oyun, Naziler için atom bombası yapıp yapmadığı tartışılan Heisenberg'in, eski hocası Bohr'u ziyaretinin amacını belirsizlik, bellek ve etik sorumluluk temalarıyla sorgulayan üç ruhun (Bohr, Heisenberg, Margrethe) sürreal anlatısıdır.)
1999 yılında kaleme alınan bu eser, bir profesör ve tanınmış bir isim olan Jorge Volpi’nin ustalığını konuşturduğu bir başyapıt…Her ne kadar Volpi o