Şener Arpacı

Şener Arpacı
@senerarpaci
Deus Vult! Antik Çağ, Orta Çağ, Rönesans ve Hristiyanlık/Kilise Tarihi
Elektronik
Lisans
İstanbul
17 Mart 1992
602 okur puanı
Ocak 2022 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Nika ayaklanması
Justinianus Bizans tahtına oturduğunda imparatorlukta ciddi bir gerginlik hali mevcuttu. Leo hanedanı sonrası tahtı ele geçiren Justinyen hanedanı henüz yeniydi ve değişen dengelerden dolayı birçok saf dışı kalan grup vardı. Bu gruplar çeşitli siyasi, sosyal ve dini görüşleri olan loncalar tarafından temsil ediliyordu. Bizans’ta halkın en ilgi gösterdiği etkinlik hipodromdaki at yarışlarıydı. Bu yarışlarda yarışmacılar beyaz, kırmızı, mavi ve yeşil renkleriyle temsil ediliyorlardı. Bu yarışmacıları finanse eden gruplar yarışmacıların giydiği renklerle anılmaya başladılar. Burada en öne çıkan gruplar Mavi ve Yeşil renkli gruplardı. Maviler Ortodox dini görüşünü benimseyip toplumun üst kesimini temsil ederken; Yeşiller Monofizit görüşü savunup çalışan kesimi temsil etmekteydiler. Aslında Justinyen hanedanının tahta geçmesiyle maviler avantajlı konumdaydılar. Fakat imparatorlukta kol gezen fakirlik ve zor şartlar bu grupların mevcut hanedana karşı birleşmesine sebep oldu. Hipodromda başlayan isyan kısa sürede bütün şehre yayıldı ve İstanbul’da tam bir kaos ortamı oluştu.Justinianus’un hipodromda halka yaptığı konuşma bir işe yaramadı ve isyan o zaman henüz bugünkü halini almamış Ayasofya bazilikasına kadar genişledi. İsyancıların sürekli zafer anlamına gelen ‘’Nika’’ kelimesini kullanması bu isyana ismini vermiştir. Bu isyanda Bizans’ta değişen dengelerde nüfuzlarını kaybeden grupların kışkırtmalarının büyük payı vardır. Neticedealtı gün boyunca devam eden büyük isyan artık kontrolden çıkmıştı. İmparator Justinianus artık şehri terk etmeyi düşünmeye başlamıştı. Burada onun eşi İmparatoriçe Theodora’nın dirayetli duruşu belirleyici olmuştur. Şehri terk etmeyi kesinlikle reddeden Theodora'nın "Tacı takanlar, onun kaybından asla kurtulamazlar. İmparatoriçe olarak
Tarih
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Medici Ailesinin Sanata Etkisi ve Rönesans'ın Yükselişi
Mütevazi kökenlere sahip olan Medici ailesi, ataları Giovanni di Bicci de'Medici tarafından kurulan finansal ustalıklar içeren girişimleri ve stratejik evlilikleri sayesinde 15. yüzyılda yükselişe geçti. Soylarından papalar, kraliçeler çıkaran Mediciler, 18. yüzyıla kadar da İtalya'nın en etkili ailelerinden biri konumundaydı. Bu süreçte onların zenginlikleri ve güçleri, siyaset ve finans alanının da ötesine geçerek Rönesans'ın kültürel ve sanatsal manzarasını derinden etkiledi, Floransa'yı Avrupa'nın kültür başkenti haline getirdi. Medici ailesinin himayesi, çok sayıda Rönesans sanatçısının kariyerinde önemli bir rol oynadı. Başta Muhteşem Lorenzo olarak bilinen Lorenzo de Medici olmak üzere, ailenin önde gelen isimleri de sanat tarihi açısından kilit figürlerdi. Gelişmek için ihtiyaç duydukları finansal ve sosyal desteği sağladıkları sanatçılar arasında Leonardo da Vinci, Michelangelo ve Botticelli de yer alıyordu. Onlara iş vererek bilinirliklerini arttıran Medici ailesi, bu yeteneklerin ün ve başarı elde etmesine yardımcı olarak da sanata büyük bir katkı sağladı. Michelangelo'nun ünlü mermer Davut heykelinden yıllar önce Casimo de Medici tarafından Palazzo Medici avlusuna yerleştirilmek üzere Donatello'ya yaptırıldığı düşünülen bronz Davut heykeli, şehrin sembolü olarak görülmüştü. Bunun sebebi ise Floransalıların kendilerini Davut'la özdeşleştirmeleriydi, zira onlarda kendilerinden daha güçlü olan düşmanlarla mücadele içindeydiler. Antik çağlardan bu yana yapılmış ilk çıplak erkek heykeli olan ve bir destek olmadan kendi başına ayakta duran bu ilk boy heykeli, Rönesans'ın ilk bronz döküm heykeli olma özelliğini de taşıyordu. En önemli Rönesans adamlarından biri olan Leonardo da Vinci, Lorenzo de Medici'nin himayesinde bulundu. O, Mediciler için çalışan
Carlemagne (Şarlman)
Okuması keyifli ve böylesi güzel bir tarih kitabında (Dan Jones - Taht ve İktidar) bahsi geçen ve benim de tarihte ki en beğendiğim şahsiyetlerden birisi olan ‘’Avrupa’nın Babası’’ Şarlman (Karl, Charlemagne, Carolus Magnus; artık hangisi hoşunuza giderse) hakkında kısa bir bilgisel yazmak istedim. 742 yılında bugünkü Belçika’nın Liege veya Almanya’nın Aachen kenti civarında bir yerlerde (tahmin ediliyor) Frank Kralı, Karolenj Hanedanlığı’ndan Kısa Pepin ve Bertharada’nın ilk oğlu olarak dünyaya geldi. Okuduklarım kadarıyla tahta çıkana kadar ki dönemleri hakkında pek fazla kayıt bulunmuyor. Kısa Pepin’in ölümü üzerine Şarlman ve kardeşi Karloman Frank Krallığı’nı birlikte yönetmeye başlarlar. Şarlman Bavyera ve Akitanya dâhil krallığın kuzey bölümünü, kardeşi Karloman ise krallığın güney bölümünü yönetiyordu. Krallığının ilk yıllarında sıklıkla iç savaşlarla ve isyanlarla uğraştı. Kardeşi 771 yılında öldüğünde, tek başına Frankların lideri oldu. Şarlman Avrupa’yı tek bir çatı altında toplamayı planlıyordu ve bunu büyük ölçüde başardı. Katolik, dindar bir Hristiyandı. Öyle ki Pagan ve Putperestlerin gerçek anlamda düşmanıydı. Uzun soluklu Sakson Savaşları sonucunda Şarlman Saksonya’yı ele geçirmiş ve bölgede ki Pagan nüfusu Hristiyanlaştırmıştır. Almanya’yı ele geçirip, Lombardları İtalya’dan kovarak Papayı bulunduğu tehditten kurtardı. Cermen ve Got kabilelerinden askerler toplayarak Avusturya ve etrafını ele geçirdi. Avrupa’da Katolikliği yaymaya çalıştı ve mali olarak kiliseleri destekledi, dönemin Papalarını korudu ve destek verdi. Hristiyanlığın krallıkta yayılması fikir ayrılıklarının önüne geçiyor ve Şarlman’ın, fikirlerini daha rahat uygulamasını sağlıyordu. Papa III. Leo, Şarlman’ı hükümdar olarak kabul etti ve 800 yılının Noel’inde Roma’daki St. Peter’s
Tarih