Eser Senyürek’in Sadece Nasıl Değil Aynı Zamanda Neden Matematik adlı kitabı, matematiğe dair ezberleri bozan, okurunu düşünmeye sevk eden ve her sayfasında “matematiğe başka bir pencereden bakmak mümkünmüş” dedirten çok kıymetli bir çalışma.
Matematik çoğu zaman bizlere formüller, işlemler ve çözülmesi gereken sorular olarak öğretildi. Ancak bu kitap, matematiğin yalnızca “nasıl yapılacağını” değil, “neden böyle olduğunu” da sorgulamamız gerektiğini samimi bir dille hatırlatıyor. İşte tam da bu yönüyle kitap, matematiği soğuk ve mesafeli bir alan olmaktan çıkarıp anlamlı, yaşayan ve hayatın içinden bir düşünme biçimine dönüştürüyor.
Okurken birçok yerde durup düşündüm. Çünkü yazar, okuyucusunu sadece bilgiyle buluşturmuyor; aynı zamanda merak etmeye, sorgulamaya ve olaylara farklı açılardan bakmaya davet ediyor. Anlatımındaki içtenlik ve yalınlık, kitabı hem anlaşılır hem de keyifli kılıyor. Matematiğe mesafeli olan bir okur bile bu satırlar arasında kendine bir kapı aralayabilir.
Bu kitabın en güzel yanı, matematiği korkulacak bir ders olmaktan çıkarıp keşfedilecek bir dünya olarak sunması.
Her bölümde, aslında matematiğin hayatın tam merkezinde olduğunu yeniden fark ediyor insan.
Bu değerli eseri kaleme alarak matematiği bizlere sevdiren, düşündüren ve “neden” sorusunun ne kadar önemli olduğunu gösteren Sayın Eser Senyürek’e gönülden teşekkür ederim. Böylesine emek verilmiş, öğretici ve ufuk açıcı bir kitabı okurlarla buluşturduğu için kendisini tebrik ediyorum.
Sadece Nasıl Değil Aynı Zamanda Neden Matematik, matematiğe farklı bir gözle bakmak isteyen herkesin mutlaka okuması gereken, düşündüren ve iz bırakan bir eser.
Shakespeare'den Judıth'e
Judıth'den Shakespeare' e...
~~ Kitabı okurken beni en çok sarsan ve içimi acıtan kısım, daha ilk sayfalarda karşılaştığım Antakya Prensesi’nin hikayesi oldu. Genç bir kadının, en güvende olması gereken yerde, mutlak güç sahibi babasının sapkın arzularına mahkum edilmesi ve sesini bile çıkaramayacak kadar çaresiz bırakılması kalbimi gerçekten çok acıtıyordu...
Eserdeki "Ben bir engerek değilim, yine de beni doğuran annemin etiyle besleniyorum" bilmecesi, kızın kendi iradesi dışında içine itildiği o karanlık, çarpık kuyuyu ve dilsiz trajedisini bir tokat gibi çarpmıştı kalbime.
Üzülmüştüm...
Bilmeceyi çözdü Pericles fakat neden kalmadı ki..Kendince haklıydı ama bilmiyorum, üzülmüştüm.
Tabii Pericles bu karanlıktan kaçarken dalgaların arasında bulduğu Thaisa ile o kirli geçmişe tezat olarak ruhunu adeta temizlemeye çekiliyordu... Thaisa’nın statüye değil kalbe değer veren o asil duruşu... Ne yalan söyleyeyim, beni yakalamıştı.
Aklım diğer kızda kalsa da bu kızın da uğradığı felaketler karşısında iffetini ve erdemini korumak için kendini bir tapınağa adayacak kadar güçlü bir iradeye sahip olması, bana derin bir nefes aldırdı...
William ShakespearePericles
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kişisel gelişim severler için güzel bir anlatıma sahip .yorulmadan ve çok zaman kaybetmeden okuyabileceğiniz bir kitap . Anlatımları minik hikayeler ile süslenmiş.
Hayatınızda mutlu olmanız için birçok öğüt vermiş yazar.Ve birçok hikaye ve başka yazarların sözlerini paylaşmış.Yazar mutlu olmanız için her şeyi yapmış gibi.Gerisi okuyana kalmış.
Öncelikle Osmanlı tarihine müthiş ilgi duyan ve Zülfü Livaneli okumayı çok tercih etmeyen biri olarak kitabı oldukça beğendiğimi söyleyebilirim. Kitabı bitirdiğimde zihnimde yankılanan ilk şey, iktidarın insan ruhunu nasıl bir "engerek" zehriyle çürüttüğü oldu. Özellikle 17. yüzyıl Osmanlısını yakinen takip eden biri olarak Livaneli'nin Sultan İbrahim devrini nasıl ilmek ilmek işlediğine de kayıtsız kalamazdım. Eser, yüzeyde bir taht kavgası gibi görünse de burada asıl "efendi ve köle" arasındaki o ince ve hastalıklı bağı, iktidar sahibi bir insanın gücü kaybettiği an nasıl bir hiçliğe dönüştüğünü anlatıyor. İktidarın Livaneli'nin elinde nasıl bir alegoriye dönüştüğünü söylemesem olmaz. Benim nezdimde bu eser, sarayın şatafatından ziyade karanlık ve rutubetli hücrelerini anlatan, "iktidar mı insanı yönetir, yoksa insan mı iktidarı?" sorusunu sordurtan ama bir o kadar da beni huzursuz eden, güç felsefesinin had safhada olduğu bir eserdir.
Engereğin GözüZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 201924,8bin okunma
TAM ADIYLA: ENGEREĞİN GÖZÜNDEKİ IŞILTI
Yazar Zülfü Livaneli’nin 1996 yılında kaleme almış olduğu “ilk romanım” diye nitelendirdiği romanı. İçerisindeki konu, tarihi bir arka planda geçtiği için okuyucular bunu tarihi bir roman olarak nitelendirmiş. Fakat yazar bu konuda çekimser davranmakta. Sanıyorum ki Tarihi romancı olmak kolay bir iş olmadığından ve bu işin hakkından geldiğinden ötürü yazarımız mütevazi davranıyor.
İlk eserler genelde çaylaklık eseri olur ancak Livaneli, bu eserinde geniş bir çevreye yayılıp özellikle de Yunanlarda büyük bir şöhret yakalayıp en çok okunan Türk yazar kimliğini oluşturmuştur. Bu başarısının ardından nice başarılı eserler kaleme almıştır. Nitekim 2022 yılında yayımlanan Kaplanın Sırtında adlı eser de yine bu eseri gibi tarihi bir arka plan oluşturmuştur. Ve onda da aynı başarıyı yakaladığını düşünüyorum. Kaplanın Sırtında
Engereğin gözü adlı romana gelince yazarımız kusura bakmasın ama ben bunu tarihi bir roman olarak nitelendiriyorum -herhangi bir tarih ve kişi ismi vermemesine rağmen- ve isim seçimindeki engerek;
•entrika
• ihanet
• güç savaşları
ile dolu, adeta “zehirli” bir yer olarak anlatılır.
Engerek yılanı da bu zehrin ve tehlikenin simgesidir
Ve yine
Göz” vurgusu çok önemli:
Sarayda herkes birbirini gözetler, kimse kimseye güvenmez
Yani “engereğin gözü” = seni izleyen, fırsat kollayan tehlike.
Ve bir çocuğun gözünden;
Romanın merkezinde bir çocuk (IV. Mehmed’in çocukluğu) ve onun sarayda büyümesi vardır.
Bu çocuk:
• saf ve korunmasız başlar
• ama zamanla bu “zehirli” ortamda değişir
Engereğin gözü, bu çocuğun içine düştüğü karanlık dünyanın simgesi gibi de okunabilir.
Anlatıcı kişiye değinecek olursak; anlatıcı yazar değil, padişah değil, lala değil, paşa değil, valide sultan değil, şehzade değil…
Habeşli bir