İ. Sen

Rivayetler Kitabı/Kalbin Gölgesindeki Akıl
4/10
·%36 (214/582 syf.)·
Rivayetin sözlük anlamı; 1. Söylenti 2. Bir olay, bir haber veya sözü nakletme Hasan El-Basri’den rivayetle, Ebu Hureyre’den rivayetle, İbrahim el-Havvas’dan rivayetle, Selman’ı Farisi’den rivayetle, Cüneyd-i Bağdadi’den rivayetle... ''Kalplerin Keşfi'' Kitabının mantığı bu tip rivayetlerin derlenmesinden meydana gelmiş: ‘’Hasan der ki, Mücahit der ki’’ gibi… İsmi ‘’Kalplerin Keşfi’’ olan bir kitaptan ne bekliyordum onda da emin değilim. Gazali’nin okuduğum ilk kitabında, (Tefekkür, Düşünmenin Fazileti) yine kimi rivayetlere başvuruyorsa da en azından kendi düşüncesine ilişkin bir şeyler elde edebiliyordum. Bu kitapta aynı sonuca ulaşmak hayli güç… Gazali düşünmeyi/tefekkürü ‘’birinci makam ve ikinci makam’’ diye ayırıyordu. Kendisine göre tefekkürde en üst makam birinci makamdı şöyle diyordu: ‘’Kul, Allah’ın zatı, sıfatları ve isimlerinin manaları üzerinde düşünüp tefekküre dalmalıdır. Tefekkürün bu yönü yasaklanan ya da men olunan yönüdür.’’ Ardından Abdullah b. Abbas’tan bir rivayet taşıyordu; ‘’Bir cemaat, Aziz ve Celil olan Yüce Allah’ın zatı hakkında düşünmeye/tefekküre başladılar da, bunun üzerine Hazreti Peygamber şöyle buyurdu: Allah'ın yarattığı varlıklar hakkında düşünün/tefekküre dalın. Ancak Allah'ın zatı hakkında tefekküre dalmayın/düşünmeyin. Çünkü siz gerçekten gereğince Allah'ı Takdir edemezsiniz.'' Sonrasında akıl denen terazinin bunun altından kalkamayacağını söylüyordu: ‘’Oraya göz atmaya sıddıklar dışında kimse cesaret edemez ve üstelik buna da güç yetiremezler. Diğer taraftan Sıddık denilen ve özü sözü bir olan samimi Müslümanlar bile bu noktada uzun uzadıya odaklanamazlar. Çünkü onların güçleri bile belli bir noktaya kadardır’’ diyordu. Gazalinin önerisi, ‘’kulun üzerine düşenin, öncelikle kendi bedenini düşünerek
Din
Kalplerin Keşfiİmam Gazali · Çelik Yayınevi · 20159bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Yakin, Delil, Fayda Ekseninde Din Felsefesi
7/10
·120 syf.··
2020 10. kitabı
·
32 saatte okudu
·
Okunma: 19 Şubat 2020 20:56
Yazarın, okuduğum ilk kitabı oldu: ''Varoluşsal İnanç Sorunları’’ Ayrıca Kitabı okurken ''Hüseyin Atay'ın'' ''Kur'an'' çevirisinden faydalandım. Metin Yasa ismini araştırdığınızda son derece üretken bir akademisyenle karşılaşacaksınız. ‘’Varoluşsal İnanç Sorunları’’ kitabının dışında dikkatimi çeken ‘’Din Felsefesi & Soru-Sorgu-Sonuç, Bütüncül ve Eleştirel Din Felsefesi’’ isimli kitaplarını da edindim. Sonrasında okumayı düşündüğüm ''Tanrı ve Kötülük, Paradoksal Konuşmak, İbn Arabi ve Sipinoza’da Varlık, Bütüncül ve Eleştirel Din Felsefesi Okumaları 1, 2, 3'' gibi eserleri mevcut. Yazar kitabına, din felsefesinin tanımı ve işleviyle ilgili giriş yapıyor. Bir yandan da varoluşsal inanç sorununun kaynağına değinerek çalışma metodunu okuyucuya aktarıyor. Kendisinden hareketle: ‘’Bir varoluşsal inanç sorunu, ya dine küskün olmakla, ya dini yadsımakla veyahut dinden uzak kalmakla ortaya çıkar.’’ Bu hususta din felsefesinden yardım almak istiyorsak işlevini ve yöntemini kavramak gereklidir. Din felsefesi, öncelikle; I. A priori* (önsel, önceden verili olan bilgi) veri üzerinden yola koyulur. II. Dinin iç dinamikleriyle çalışır. III. A posteriori** (sonradan gelen, deneyle ve algılarla edinilen) verilere de kayıtsız kalamaz. Yazarın işaret ettiği ana metot, ''Kur-an’ı Kerim’’ atıflı ‘’Yakin, Delil, Fayda'' kavramlarıdır. Yazara göre varoluşsal inanç sorunlarıyla başa çıkma hususunda bu kavramlar önemli rol oynamaktadır. I. Yakin, sözlük anlamında ''kesin bilgi'' olarak kullanılır. Bir anlamda Tanrı’ya özgü yakin gerçeklikten söz edecek olursak, yazarın verdiği dipnottaki 69/51 ayetini örnek gösterebiliriz: ''Ve doğrusu O, kesin gerçektir.'' Tanrı yakin, güvenilir bir gerçektir. II. Tanrıya özgü ‘’delil’den’’ söz edecek olursak da 6/149 ayetini örnek verebiliriz
Din
Varoluşsal İnanç SorunlarıMetin Yasa · Elis Yayınları · 05 okunma
Gazali ve Tefekkür Meselesi
7/10
·165 syf.··
2020 7. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 10 Şubat 2020 12:18
Okuduğum ilk Gazali kitabı oldu ''Tefekkür.'' Malum, basmakalıp bir yargıyla: ''İmam Gazali İslam medeniyetinin gerilemesine neden olmuştur'' denir. Bu görüşün elle tutulur bir tarafı var mıdır yok mudur emin olmak maksadıyla okumaya başladım. Okumaya karar vermemde felsefeci Sadık Usta'nın bir röportajı etkili oldu. İslam medeniyetinin çöküşüne ilişkin kendisinden alıntıyla: ''İslam medeniyeti Gazali henüz doğmadan çöküşe başlamıştı. 11. yüzyılın başlarından itibaren İslam âleminin üç farklı halifesi vardı; yine İslam âlemi, birbirinin gözünü oyan 10 farklı devlet ve onlarca beylik tarafından yönetiliyordu. Görüldüğü gibi ortak bir ideal kalmamıştı; ekonomi çöküşteydi, bilimsel faaliyetse sekteye uğramıştı; büyük düşün adamlarını yaratan toplumsal dinamizm durulmuş, bilimsel iklim çoktan yok olmuştu. Kuşkusuz Gazali’nin felsefeye bakış açısı olumlu değildi fakat o hiçbir yerde felsefeyi bütünüyle lanetlememişti. O felsefenin yetkin insanların uğraş alanı olduğunu, sıradan halkın felsefeyle ilgilenmesinin imana ilişkin şüpheler doğuracağını söylemiştir. Gazali döneminin en parlak zihinlerinden biriydi ki o Farabi’nin, İbn Sina’nın ve Yunan filozoflarının felsefi açıklarını yakalayacak kadar zeki bir insandı ve aslında felsefenin gelişmesini sağlayan önemli sorular ortaya atmıştı.'' Eminim ki birçok kişi, o basmakalıp yargıya herhangi bir Gazali eseri okuma zahmetine girişmeden teşne oluyor. (Baştan belirtmek gerekirse yalnızca bir kitabını okuyarak Gazali’yi gerilemenin nedeni olarak veyahut aksini iddia edecek değilim.) Peki, ''Tefekkür, Düşünmenin Fazileti'' kitabı bize ne anlatıyor? Kitabın içeriğine ilişkin kilit bir hadis: ''Allah'ın yarattığı varlıklar hakkında düşünün/tefekküre dalın. Ancak Allah'ın zatı hakkında tefekküre dalmayın/düşünmeyin. çünkü siz
Din
Tefekkürİmam Gazali · Çelik Yayınevi · 20221,006 okunma
8/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2019 77. kitabı
·
7148 günde okudu
·
Okunma: 26 Temmuz 2019 14:20
Hüseyin Atay İslam’ın akılcı ekolü mutezile çizgisinde... Duru, akıcı, aydınlatıcı bir üsluba sahip, aklı önceliyor. Örneğin kendi ifadesiyle ''günümüz Müslümanlarının anladığı gibi değişmez alınyazısı anlamında kadere iman esası olmadığı'' tespitinde bulunuyor. Kur'anda defalarca sözü edilen kader, ''dünya ve kâinat nizamı anlamında kullanılıyor'' dünya nizamıyla bireyin iradesi aynı şey değildir. İradi seçimlerimizde özgürüz. Kaldı ki bu seçim hürriyeti olmazsa cennet ve cehennem mefhumunun da bir anlamı kalmıyor. Yine kendisinden hareketle: ''Allah insanın iradesini kısıtladığı oranda sorumluluğunu ortadan kaldırmış olur.'' Nitekim içgüdüleri ile hareket eden hayvanların, Allah katında eylemlerinin sorumluluğundan bahsedemeyiz. Kitapta akılcı bir üslupla kader, abdest, namaz, dinde zorlama yoktur meselesi, miraç olayı, ilim-iman gibi konular yorumlanıyor. (Kader, ilim, iman konusu 1. cildin en önemli konuları) İlmin imandan önce geldiğini tane tane duru bir şekilde anlatıyor Hüseyin Atay. İlk Müslümanların ilim ve akılla iman ettiklerini ifade ediyor. Aklın öncelenmediği günümüz Müslümanlığı ancak hurafe üretiyor, tek dinamizmi taklit yollu iman oluyor. Örneğin; miraç hadisesindeki meşhur namaz vakitleri kıssası; Hikâyede Musa o denli yüceltilir ki Muhammed ümmetinin kaç vakit namaza dayanıp dayanamayacağını bilemez. Musa Peygamber Hz. Muhammed'e akıl hocalığı yaparak ve onu zorlayarak defalarca Allah'ın huzuruna gönderir. En son Musa sayesinde 5 vakitte karar kılınır. Bu hadisenin saçmalığını aklıyla yorumlayan her insan, ister Müslüman olsun isterse ateist, agnostik, rahatlıkla öykünün abukluğunu görebilir: Hz. Musa öyle yüksek bir konumdadır ki ne Hz. Muhammed ümmetinin kaç vakit namaza dayanabileceğini öngörebiliyor ne de Allah kulunun kaç vakit namaza
Din
Kur'an'a Göre Araştırmalar IHüseyin Atay · Atay Yayınları · 201578 okunma
8/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2019 146. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 07 Ekim 2019 17:03
Divitçioğlu'nun Alfa yayınlarından çıkan külliyatını edineli bir yıl oldu. Aslen iktisatçı olan Sencer Divitçioğlu, tarih alanında yöntembilimsel açıdan güçlü bir konumda duruyor. Toplum bilimleri, tarih, antropoloji, felsefe gibi alanlarda iyi bir okuyucu olması ve akademisyenlik kimliği bunda önemli bir etken... Kaldı ki iyi bir tarih yazarının dil, sosyoloji, iktisat, felsefe, antropoloji ve hatta mitoloji gibi disiplinlere de hakim olması gerekiyor. Disiplinler arası çalışmalarla bir sentez oluşturamadığınızda: Talha Uğurluel, Kadir Mısıroğlu, Yavuz Bahadıroğlu, Mustafa Armağan oluyorsunuz. Efsaneler biricik hakikatiniz oluyor. Oysa gerçek tarihçi efsaneyi yadsımadığı gibi biricik hakikat olarak da görmemektedir. Tarihçi, tarihi tarih yapan güçler arasında inanç sistemlerinin ve efsanelerin de yer aldığının bilincindedir. Gerçek tarihçiyi sahtesinden ayıran ana özellik efsaneleri sıradan okuyucuya pazarlama girişimiyle servis etmemesidir. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Halil İnalcık, Sencer Divitçioğlu gibi gerçek tarihçilerin etrafında yıkılmış bir imparatorluğun romantik, meczup fanatiklerini görmüyor olmamızın nedeni bundandır. Kitaplarının okunma oranlarından bu durumu rahatlıkla görebilirsiniz. Çoğunluğun hakikate ayıracak ne zamanı ne azmi var. Dilerim Sencer Divitçioğlu gibi değerler daha fazla okunsun, küçük de olsa okunması adına katkım olsun.
Tarih
Osmanlı Beyliğinin KuruluşuSencer Divitçioğlu · Alfa Yayıncılık · 201527 okunma