Böyle dedi, gök gözlü tanrıça Athene sevindi,
kendisini anmıştı tekmil tanrılardan önce.
Omuzlarına, dizlerine güç kodu,
göğsüne bir sineğin inadını kodu,
kovarsın yine de bırakmaz insan etini,
doyamaz kanın tadına, boyuna ısırır durur,
işte Menelaos'un kara yüreğini
Athene öyle bir inatla doldurdu
Bir aslan çevik bir geyiğin inine girer de,
körpe yavrularını sert dişiyle yakalarsa nasıl,
nasıl parçalarsa yumuşak yüreklerini bir çırpıda,
anaları nasıl oracıkta donar kalırsa,
nasıl dalarsa sık fundalıklara, ormana, can korkusuyla
orda kan ter içinde çırpınıp durursa nasıl,
Troyalılar da koşamadılar iki yiğidin yardımına,
bir çıkar yol bulamadılar kaçmaktan başka.
” - Dostluk nedir, biliyor musunuz? diye sordu.
- Evet diye yanıtladı Çingene kızı; kız kardeş gibi olmaktır, tıpkı elin iki parmağı gibi iç içe geçmeden birbirlerine dokunan iki ruh gibi.”
“Tamam, dedi yazar. Kabul ediyorum, ben bir serseriyim çapulcuyum, yoksul bir kentliyim, yankesiciyim, istediğiniz neyse oyum; cepçiler kralı hazretleri, zaten ben eskiden de böyleydim, çünkü ben bir filozofum ve bildiğiniz gibi omnia in philosophia, omnes in philosopho continentur.”
“Zaten delilerin yeni papasının yaşadığı ve yaşattığı duyguların farkında olup olmadığını bilebilmek kolay değildi. Bu eksikli vücudun içindeki ruhun da eksikli olduğunu söylemek mümkündü. Bu yüzden şu an hissettikleri onun adına belirsiz ve karmaşıktı. Yine de yüreğinin derinliklerini mutluluğun ve gururun kapladığı anlaşılıyor, karamsar ve bahtsız yüzden ışıltılar yayılıyordu.”