Senin için yapabileceğim bir șey var mı? Eve döndüğümüzde seni market alışverişine götürüp buzdolabını doldurabilirim. Sana yeni bir bisiklet, bir kutu kaliteli ayıraç ve o içtiğin çamurdan istediğin kadar satın alabilirim.
Gözünden bir damla yaş akmasına neden olan herkesi öldürebilirim. Bir şeye ihtiyacın var mı? Varsa söyle. Bende olan bir şeyse bil ki anında senindir.
"Benimle birlikte bir bataklık insanı mı olmak istiyorsun?” diye şaşkınca fısıldadım.
Doğrulup beni kollarına aldı. "Seninle olduğum sürece, Emily Foster... her șey olabilirim."
Hayatlarımız bütündü.
Belki çocuk sahibi olmayacaktık. Belki dünyayı gezmeyecektik. Belki asla zengin olmayacaktık. Belki bilinmeyen bir kasabanın eteklerindeki ufak bir evde yaşayacaktık. Hayatlarımız yine de bir bütün halde olacaktı çünkü sevgimiz yeterdi.
Hayat karşımıza ne çıkarırsa çıkarsın, hikâyemizin galibi biz olacaktık çünkü her fırtınada birbirimize sarılacaktık.
Ben onunla tamamlandım.
Ben onunla sonsuzluğu buldum.
"Bu fazla iyi," diyerek beni uyardı. Ben bacaklarımı beline dolayarak kucağında otururken sesi alçak ve ürkekti.
Şunu nasıl elimizde tutacağız? Bu hissin geçmesini nasıl engelleyeceğiz?"
"Bunu seçmeye devam edeceğiz," dedim. Alnımı alnına dayadım. "Sen ve ben. Birbirimizin yanında olmayı sürdüreceğiz. Sen bugün beni seçeceksin ve ben de yarın seni seçeceğim."
"Daima ve daima?" diye fısıldadı. Dudaklarını benimkilere değdirdiğinde bütün vücudumun ürperdiğini hissettim.
Başımı yavaşça salladım, en büyük gerçeğimizi nazikçe dile getirirken benim için her şey çok kesin, son derece mutlaktı.
"Ve daima."