Senin için yapabileceğim bir șey var mı? Eve döndüğümüzde seni market alışverişine götürüp buzdolabını doldurabilirim. Sana yeni bir bisiklet, bir kutu kaliteli ayıraç ve o içtiğin çamurdan istediğin kadar satın alabilirim.
Gözünden bir damla yaş akmasına neden olan herkesi öldürebilirim. Bir şeye ihtiyacın var mı? Varsa söyle. Bende olan bir şeyse bil ki anında senindir.
"Benimle birlikte bir bataklık insanı mı olmak istiyorsun?” diye şaşkınca fısıldadım.
Doğrulup beni kollarına aldı. "Seninle olduğum sürece, Emily Foster... her șey olabilirim."
Hayatlarımız bütündü.
Belki çocuk sahibi olmayacaktık. Belki dünyayı gezmeyecektik. Belki asla zengin olmayacaktık. Belki bilinmeyen bir kasabanın eteklerindeki ufak bir evde yaşayacaktık. Hayatlarımız yine de bir bütün halde olacaktı çünkü sevgimiz yeterdi.
Hayat karşımıza ne çıkarırsa çıkarsın, hikâyemizin galibi biz olacaktık çünkü her fırtınada birbirimize sarılacaktık.
Ben onunla tamamlandım.
Ben onunla sonsuzluğu buldum.
"Bu fazla iyi," diyerek beni uyardı. Ben bacaklarımı beline dolayarak kucağında otururken sesi alçak ve ürkekti.
Şunu nasıl elimizde tutacağız? Bu hissin geçmesini nasıl engelleyeceğiz?"
"Bunu seçmeye devam edeceğiz," dedim. Alnımı alnına dayadım. "Sen ve ben. Birbirimizin yanında olmayı sürdüreceğiz. Sen bugün beni seçeceksin ve ben de yarın seni seçeceğim."
"Daima ve daima?" diye fısıldadı. Dudaklarını benimkilere değdirdiğinde bütün vücudumun ürperdiğini hissettim.
Başımı yavaşça salladım, en büyük gerçeğimizi nazikçe dile getirirken benim için her şey çok kesin, son derece mutlaktı.
"Ve daima."
"Selam," diye fisıldadı.
"Selam," dedim.
"Çok güzel görünüyorsun." Sırıttı, gözlerini sildikten sonra ellerimi ellerinin arasına aldı. "Çok güzelsin."
Tören başladığında ellerimizi bırakmadık ve yemin etme zamanımız geldiğinde, Jackson yeminini etmeye başlayınca ona gülümsedim.
"Altı yaşındayken ilk dişim çıktı. Aynı anda hem başıma vurup hem de karnımı ovalayamıyorum. Hamburgerde olmadıkça turşudan nefret ederim." Ah kalbim. Jackson Paul ve gelişigüzel gerçekleri. Kelimeleri ciddileşirken ellerimi sıktı. "Seni ilk gördüğümde güzel olduğunu düşündüm.Sana ilk sarıldığımda seni bırakmak istemedim. Beni ilk öptüğün-de, senin olduğumu biliyordum. Sen bu dünyada temiz olan her şeyin tanımısın. Bana sevginin ne olduğunu öğrettin. Neye benzediğini, nasıl hissettirdiğini ve tadının nasıl olduğunu öğrettin. Bana nasıl en iyi halimde olacağımı öğrettin. Bana verdiğim mücadelelerin kusur olmadığını, beni ben yapan şeylerin bir parçası olduğunu öğrettin. O yüzden, bugün sana geleceğimizle ilgili gelişigüzel gerçekleri söyleyeceğim. Zor olduğunda bile, her gün ortaya çıkacağıma söz veriyorum. Bana ihtiyacın olduğunda sana can katacağım. En iyi arkadaşın, en sevdiğin insan olacağım. Seni her tarzda, şekilde ve formda seveceğim. Sana her şeyimi vereceğim çünkü sen benim dünyamsın." Derin bir nefes aldı. "Sen benim bütün dünyamsın ve seni sevmekten asla vazgeçmeyeceğim. İşte sana bunu vaat ediyorum Gracelyn Mae. Sana kendimi vaat ediyorum."
Derin bir nefes aldım ve yavaşça verdim. "Ben de sana kendimi vaat ediyorum."
"Bak Jackson... Yıllar boyunca seni hayal kırıklığına uğrattığımı bıliyorum ve kelimelerle aram pek yoktur ama bilmeni isterim ki benim bütün dünyam sensin. İyi bir adam olmadım. Hata üstüne hata yaptım ama başıma gelen en harika şey sen oldun. Benim olabileceğimden çok daha iyi bir adam olduğun için her gün şükrediyorum. İçinde annenden ve benden en iyi parçaları taşıdığın için şükrediyorum. Sen isteyebileceğimizden çok daha fazlasısın. Seni seviyorum oğlum."