Yaşamak bazen boğuyor insanı. Hiçbir şey anlamlı gelmiyor. "Neden çalışıyorum, neden bunları yapıyorum ve neden buradayım?" diye soruyor insan hep kendine.
Her gün aynı şeyler, aynı insanlar, aynı iş, aynı sesler, aynı yüzler... Her şey aynı. Her gün sabahın erken vaktinde kalkıp da işe gitmek, aynı trafikte, aynı otobüslerle ve hep birbirine benzeyen insanlarla yolculuk etmek, aynı saatlerde yemek yemek, aynı saatlerde geri dönmek ve aynı saatte uyumak.
Bundan çok rahatsız sanırım herkes. Ama şikâyet etmeye hakkı da yok. Zira bunlara bizi biz mecbur ettik. İnsanoğlu kendi kurduğu bu oyunun içinde bir oyuncak gibi, kendi inşa ettiği bu zindanda bir mahkûm gibi... Para denen şeyi biz icat ettik, sonra onu kazanmaya kendimizi mecbur ettik. Saati bulup da vakti terk ettik. Saat ve vakit farklı şeyler. Vakti sınırlamak için bulunmuş gibi saat. Bir ay boyunca aç kalmak için bir ay boyunca çalışmak... hem de ne için? Neden?
Dünya böyle değildi en başta belki de. Böyle olmamalıydı? Bu hâle biz kendimiz getirdik. Kendi celladımızı kendi elimizle besledik. Yani şimdi şikâyet etmeye hakkımız var mı bütün bunları onu bile bilmiyorum ama bildiğim tek şey insanoğlu ne denli çok şey kazanırsa o denlisini kaybediyor ve kaybettiğini bile fark etmiyor.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İnsan anlatmak istediklerini her zaman söyleyerek anlatamıyor. Ya da şöyle; bazı şeyleri anlatmak için söylemek yetmiyor. Kelimelerin de bir sınırı ve cümlelerin de bir hududu var ve bazı zamanlar hatta belki de çok kere yetmiyorlar. Böyle hâllerde bazıları yazmayı tercih ediyor. Ve belki de haklılar. Lakin onun da kâfi gelmediği, gönlünde olanları tam manasıyla anlatmaya yetmediği zamanlar oluyor. İnsanlık henüz her duyguya karşılık gelen bir kelime bulamadı bence ve hatta kelimeler hislere hudut koyan duvarlar gibi. Olabildiği kadar, yetebildiği kadar ve o kadar anlatıyorsun, anlatabiliyorsun anlatacaklarını.
Kıymeti olmayan bu kadar kıymet verdiğimizden ve asıl olanı unutup da terk ettiğimizden bunca sıkıntı çekiyoruz.
Bıkkınlığımız, yorgunluğumuz ve eksikliğimiz hep bu yüzden.