Kral Justinianus öyle büyük bir mabet yapmayı murat etti ki memleketinin her yanından Hz. İsa dinine inananlar Konstantiniyye'yi yeni Roma olarak bilsin ve bu mabet dahi onların imanını kuvvetlendirsin.
Aynen ecdadın yaptığı gibi gerekirse canımdan bile vazgeçeceğim, her şeyimi terk edeceğim bir hayalim var mıydı? Yoktu, olamamıştı belki de. Olacaksa bile onu elimden almışlardı, benden çalmışlardı. Anadilim gibi Avrupa lisanını konuşabilen ben işte önümde duran şu kitabı, ecdadımın diliyle yani benim dilimde yazılmış şu kitabı okuyamıyordum.
Zira siz kör, sağır, dilsiz doğmuş çocuklarsınız. Daha doğmadan öldürdüler sizi. Gözlerinizi kör ettiler de içinde olduğunuz bunca maksadı göremediniz, kulaklarınızı sağır ettiler de işitemediniz hakikatin sesini, kulağınıza fısıldadıkları yalanları gerçek sanarak büyüdünüz ve dilinizi lal ettiler ne söyleyebildiniz kendi lisanınızı ne de anlayabildiniz.
+"Ama Ayasofya'yı bir Müslüman yaptırmamış ki işte az evvel okuduk kilise olsun diye yapılıyor."
-"Doğru söylüyorsun evlat. Ama şu var ki Allah bazen rahmetini bir düşmanın eliyle de gönderir."
Rivayet edilir ki İstanbul'un fethinden hemen sonra Ayasofya cami olarak hazırlanıp da ilk cuma namazı kılındıktan sonra bir gün Hızır Aleyhisselam Ayasofya Camii'nde iki rekât namaz kılmıştır. Ve elindeki bir çöple binanın güney kapısından girildiğinde üçüncü yeşil sütunu üzerine kıyametin kopacağı tarihi yazmıştır. Ve şöyledir:
"On sekizinde yevm-i pazar, sene bin otuz sekiz"
Hâlen dahi açık seçik okunmaktadır...
Doğrusunu Allah bilir...
Kıyametin ne vakit kopacağını Allah'tan gayrı bilen olmaz, amenna. Hem böyle menkıbeler, efsaneler hakikattir diye söylenip de gelmez yalnızca. Ondan maksat biraz da o yer ile insanların gönlü arasında bir bağ kurmaktır. Maneviyatı kuvvetlendirmektir biraz da. Ayasofya ile Hızır arasında kurulan bağın da maksadı budur zaten.
Denmek istenmiştir ki daha ilk yapıldığı andan beri bu Ayasofya, Allah'ın mescidi olması için ve ilahi işaretlerle yapılmıştır.
Ayasofya'nın ilk yapılış tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte rivayet edenler söylemişlerdir ki Hz.İsa'nın doğumundan üç yüz altmış sene sonra ocak ayında Konstantiniyye'nin kurucusu Doğu Roma Kralı Konstantinos, Hz. İsa'nın dinini kabul edip de putlara tapmaktan vazgeçince memleketinin her yanında kiliseler yaptırmış ve devletinin merkezi olarak seçtiği Konstantiniyye'yi yeni Roma olarak inşa ettirip buraya büyük bir kilise bina etmeye azmetmiştir.
Lakin bu büyük mabet çok uzun yaşayamamış Hz.İsa'dan sonra dört yüz dört senesinde çıkan bir büyük ayaklanmada harap olmuş ve topyekün yıkılmıştır.
Ayasofya'yı helak eden bu isyan esasında asıl ve büyük Ayasofya'nın inşasına vesile olmuş ve bu yangının küllerinde işte bugünkü o ulu mabet doğmuştur.