Rivayet edilir ki Sultan-ı Enbiya ve Server-i Evliya Hz. Muhammed Mustafa şöyle buyurmuştur:
Bir gece kardeşim Cebrail geldi ve beni miraca davet eyledi. Onunla göğün katlarını ve cenneti köşe bucak gezip her yanını seyran ederken bir de gördüm ki Firdevs Cenneti makamında camiye benzer, içinde kırk yakut direği olan ve dışı zümrüt, firuze taşlarla kaplanmış bir bina var. İçinde altın ve gümüş lülelerden bir havuza devamlı Kevser suyu akmaktadır.
Cebrail'e dedim ki:
"Ey kardeşim Cebrail, bunca güzelliği kendine saklayan bu yer neresidir?"
Cebrail dedi ki:
"Ya Muhammed senin ümmetin için Allah Teâlâ bu makamı oluşturmuştur. Buna Camiü'l Kübra derler. Bu makamın bir benzeri dünyada üç yanı denizle bir yanı kara ile çevrili Konstantiniyye şehrindedir. Bu şehirde Sofiyya adın da güzel bir mabet ve makam vardır. İşte orası bu gördüğün makamın dünyadaki timsalidir. Senin ümmetine onun içinde secde etmek nasip olacaktır.
Hz. Peygamber Cebrail ile vedalaşıp miraçtan döndüğü vakit ashabına Ayasofya Makamı'nı anlatır. Her biri görmeseler de işittikleriyle âşık olurlar ve “İnşallah! ölmeden evvel o güzel makamın içine girip iki rekât namaz kılmak nasip olur." diye dua ederler.
İnsan ölüm karşısında hiçliğini anlıyor. Yoksa dünya kendinin sanıyor. Ölüm belki de insana insanlığını hatırlatmak için var. Kibri öldürmek için var ölüm. Tevazu toprak gibi olmaksa madem işte insan da toprak oluyor ve ölüm insanı silkeleyip de kendine getiriyor bence.
Umut hep vardı. O an düşündüm ki herkes kendi zamanından elbette şikâyetçidir. Benim hayran olup da "keşke” diye iç çektiğim o eski vakitlerde yaşayanlar da kendi zamanlarında benim dertlendiklerimden dertlenmişlerdir elbet. Lakin onlar, yüzler, binler değilse bile aradan çıkan birkaç kişi değiştirmiştir âlemi. Bir kişi, belki de bütün bir zamanı güzel kılmaya yeterdi.Beyhude şikâyete gerek yoktu.