Tanios kayasından somra yazarın okuduğum ikinci romanı. Aslında tanios kayasını tam anlamıyla çözümleyerek okuduğum söylenemez,doğu ismini duyuncs nedense okumaktan kaçınmıştım.
Yanıldığımı bu roman ile anladım.
Bana kalırsa doğunun limanları ne sadece bir tarih ne de aşk romanı. Ne derinlemesine tarih ne de yoğun bir şekilde aşk teması hakim. Kitapta en yoğun olduğunu düşündüğüm duygu saflık. İsyanın çocuksu hevesi, bitmeyen umudu ve lider olmaktansa kendi devrimini yapmak için verdiği çaba bana biraz buruk hissettirdi. Babasıyla arasındaki ilişkinin biraz nefrete dayandığı hissine kapıldım yerler oldu, eğer babası ölmeden bakü efsanesine tanıklık etmeseydi yine aynı sekilde oğlunu kucaklayabilirmiydi diye düşünmeden edemedim. İsyan zaman zaman sadece babasına acıdığı için ve hayatının aşkını bulduğu için istemeden içinde bulunduğu devrim hareketinden hoşnut gibiydi.
Kitapta beni en çok sinirlendiren clara oldu,yer yer ona da hak verdim ama çoğunlukla kızdım. Bu kadar direniş aşkıyla yanıp tutuşan bir kadının bunca sene sevdiği adamı hiç merak etmemesine anlam veremedim ama zaten merak edip kavuşsalardı bu kadar etkilenmezdim. Claranın ailesini kaybetmesinin ve hayatı boyunca direnmesinin sonucu olarak isyanı aramayıp yani aşkı için direnecek gücü bulamayıp mutlu bir yaşam sürmek istediğini düşündüğüm yerlerde ona hak verdim. Her seye rağmen isyanı senelerce o tımarhanede unutmalarına dayanamadım, isyanın hala kalbinde onu saklamasına hayret ettim ve kızdım. Çoğu yerde claranın yaptığını ihanet olarak bile gördüm. Dediğim gibi ucu açık bırakıldı, en sevmediğim seylerden biridir bu. Genel olarak kitap hakkındaki düşüncem, yazar güzel bir iç çözümleme ile sade bir hikaye ve aslında çok iyi niyetli aşık bir adamın tarihini sırtında taşımasını anlatmıştır. Sonunun