Değeri ve umudu olmayan bir insanı görmek, sonun geldiği duygusu, çaresi olmaması. Utanç vardı bu duyguda. Bir insan hakkında böyle bir yargıya vardığı için, kendinden utanıyordu.
Geçmişte bir kayıp varsa, insan onu şimdiki zamanda çektiği acıyla ödüyordu. Acı o olaya bir ölümsüzlük getiriyordu. Ama insanın bir olayı böylesine öldürebileceğini, geriye geçerli olarak mahvedebileceğini, hiç olmamış gibi bir hale getireceğini bilememişti.
Kişisel standartlarına, kişisel başarılarına dayanarak özsaygı duymaktansa, bir hayır derneğine birkaç bin toslayıp kendini soylu saymak, o kadar daha kolay ki! İşini iyi yapmanın yerine başka ikameler aramak basit. Kolay ikameler tabii. Sevgi, cazibe, iyi yüreklilik, sadakat. Ama işini iyi yapmanın yerine, başka bir şeyi ikame edemezsin ...
Tamam, bir insanı yalnızca zayıf ve küçük adam olduğu için mahkûm etmek adalete uymaz. Ama bir insanı yalnızca güçlü ve büyük olduğu için mahkûm eden bir toplumun yozlaşmışlığı, ne düzeylere inmiştir dersiniz? Oysa işte yüzyılımızın ahlaki iklimi bu. İkinci plandakilerin yüzyılı."