Şenül Korkusuz

Baudelaire, "Aşkla değil yaşamla sarhoş ol," der.
Aşkla sarhoşluk. Baudelaire, "Aşkla değil yaşamla sarhoş ol," der. Her zaman sarhoş olmalı. Her şey bunda: Tek sorun bu. Omuzlarınızı ezen, sizi toprağa doğru çeken Zaman'ın korkunç ağırlığını duymamak için, durmamacasına sarhoş olmalısınız. Ama neyle? Şarapla, şiirle ya da erdemle, nasıl isterseniz Ama sarhoş olun. Ve bazı bazı, bir sarayın basamakları, bir hendeğin yeşil otları üzerinde, odanızın donuk yalnızlığı içinde, sarhoşluğunuz azalmış ya da büsbütün geçmiş bir durumda uyanırsanız sorun yele, dalgaya, yıldıza, kuşa, saate sorun, her kaçan şeye, inleyen, yuvarlanan, şakıyan, konuşan her şeye sorun, "Saat kaç?” deyin; yel, dalga, yıldız, kuş, saat hemen verecektir karşılığını, "Sarhoş olma saatidir." Zamanın inim inim inleyen köleleri olmamak için sarhoş olun durmamacasına! Şarapla, şiirle ya da erdemle, nasıl isterseniz.
Sayfa 293·Kitabı okuyor
Alıntı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Tektanrıyla tanıştırıldığımızdan yana kafalarımız karışık. Sen eski Yunan'da Platon'un, Sokrates'in, Aristoteles'in düşüncelerini pohpohla, sonra da gel tanrılarını ciddiye alma. Musa'nın Kızıldeniz'i ortasından yarıp yürüyerek geçmesi, İsa'nın Tanrı'nın oğlu olması, Muhammed'in Burak sırtında Allah'a yolculuğu günümüz dinlerinin olmazsa olmazlarıyken Zeus, Apollon, Athena, Aphrodite gibi tanrı ve tanrıçaları tahtlarından devirip çizgi romanlarımızın kahramanlarına indirgedik. Onlar paganmış, biz dindar. Beş bin yıllık Mısır tanrıları Ra, İsis, Osiris'i hafife almak ne haddimize? Devletlerimiz Ortadoğu peygamberlerinin tanrılarını yasalarla korur, inanmayanları korkuturken firavunların mezarlarını kazıp cesetlerini hilkat garibeleri gibi müzelerimizde sergiliyoruz. Ne haddimize ! Barbarlığımızı kültürle ambalajlıyoruz. Stalin, "Papanın kaç tümeni var ki?” lafıyla Vatikan'ı hafife almıştı. Tanrı bizden sorulur havasında Ortadoğu dinleri de Budizm, Hinduizm, Şintoizmi dışlıyor, Afrika'nın yerel inançlarına ilkel gözüyle bakıyor, tarihi, tektanrılarının tekelinde görüyorlar. İnançlarını uygarlık sanıyor, mucizelerini bayramlarla kutluyorlar. Çinlilerin tanrıya inanmaması uygarlığımızın geleceğinin sigortası. Mucize sensin! Mucize benim! Mucize sanatımız. Sorun, sanatı seyretme edilgenliğimizden silkinip yaşamımızı sanatlaştırabilmemizde. Caravaggio gibi. Dünyamızda olup biten karşısında sanatın duyarsızlığı, sanatçının şöhret budalalığı, kültür sanayisinin para hırsı ibret verici. Bizleri de kültür sanayilerinin şaşkın, edilgen tüketicileri yaptılar. Vicdanımızı geçmişimizden suçlu hissetmeye, geçmişimizi yargılamaya yönlendiriyorlar. İlle suçlu hissedeceksek, gün türümüzden utanmanın, gezegenimize yaptıklarımızdan suçlu hissetmemizin günü. Tarihimizde
Sayfa 196·Kitabı okuyor
Alıntı
Vatikan Protestan tehditine karşı sanatı seferber eder
Caravaggio tablosuna bakıldığında ilk göze çarpan, kendisini düzene kabul ettirmesi var olabilmesi, engizisyondan gizlenmesi. Roma'ya geldiği yıllarda Vatikan Protestan tehditine karşı sanatı seferber eder. Asırlardır önemsemedikleri Meryem ve şehitlere başrol verilecek. Okuma yazma bilmeyen halka sanat şatafatında din propagandası yapılacak, kilisenin ihtişamında Tanrı'nın oğlunun gücü hissettirilecek. Ortigia'da turistlerin, "Ah ne güzel yapmışlar," diye fotoğraflarını çektiği barok katedrallerle kiliseler, geleceğin faşist mimarisine davetiye çıkarırcasına görkemli yapılmalı ki, simgeledikleri ilahi güce boyun eğip diz çökelim. Protestanlar ise kiliseyi sadeleştiriyor, ibadeti yalınlaştırıyor, gösteriş yerine inancı vurguluyor, ileride işlenecek günahlar için bile af satan papayı başşeytan diye tanımlıyor.
Sayfa 177·Kitabı okuyor
VATİKAN'IN İŞİ BİTTİ
Gün gelecek papa da işsiz kalacak. papazlar? Hitabetleri güçlü, özgüvenleri tam. Kullanılmış araba satıcılığına oynar, başka dinlere transfer ederler. Yıl 1889. Vatikan, cumhuriyet tokadını yer. İtalyan Cumhuriyeti'nin kuruluşuyla, krallara taç giydiren, savaşlarıyla halkı kırdıran, Haçlı Seferleri'yle Avrupa'yı talan edip Ortadoğu'yu dağıtan, Güney Amerika'da soykırımı kutsayan, ganimetleriyle karunlaşan, şantajla, savaşla bankasına para toplayan, yoksulları yoksullaştıran Vatikan'ın süngüsü düşer. Cumhuriyet Bruno'yu unutmamıştır. Roma'nın göbeğinde küçük bir toprak parçasına sürdükleri Vatikan'ın bumunun dibine Bruno'nun heykelini diker, her 17 Şubat'ta Campo de' Fiori'de yakıldığı yerde anarlar.
Sayfa 173·Kitabı okuyor
Alıntı
YALAN NE KADAR TEKRARLANILIRSA O KADAR İNANILIR
Azize Lucia önümde ölü yatıyor. Kilisedeki yazıya göre öldürüldüğü tarih 13 Aralık 304. Nereden biliyoruz? İnançlar sorgulanmayınca yalanlarını kutsar, yalancılara taparız. Asur Kralı II. Sargon: "Rahiplerin ne kadar çok yalan söylediğini herkes bilir. Onların ağzından çıkanlarla benim bağırsaklarımdan çıkanlar arasında pek fark yoktur.” Lucia'nın tarihte ilk kaydı, ölümünden üç asır sonra, 6. yüzyıldaymış. Boston'da hâkim arkadaşım, "İyi yalanı ayrıntılar inanılır kılar. Tarihte hayal mahsulü insanların doğum tarihi mutlaka bellidir.”demişti. Orwell 1984'te, "Yalan ne kadar tekrarlanırsa o kadar inanılır," der. İnançlarımız da çocukluğumuzda bize belletilen efsanelerle yandan çarklı. Dinleri sorgulandığında satıcılarının cevaplan tektir, "Tanrı bilinmez, inanılır."
Sayfa 101·Kitabı okuyor
Alıntı