Şenül Korkusuz

“Ben öldükten sonra nasıl anılırım acaba?”
Puan vermedi·296 syf.··
2025 5. kitabı
“Ben öldükten sonra nasıl anılırım acaba?” Bu soru her faninin aklından geçmiştir eminim. Evet her canlı fanidir amma nadir insanlar sanat, kültür, bilim alanında yaptıkları çalışmalarla, eserleriyle ölümsüzlüğü elde etmişlerdir. “Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş” Divan edebiyatının "Sultânü'ş-şuarâ" (Şairler sultanı)sı Bâkî’nin dizelerini referans alarak ab-ı hayatı içmiş bu büyük ustaların eserlerini “hoş bir sedâ” olarak nitelendirebiliriz. Yüce önder Mustafa Kemal Atatürk’ün hedeflediği Türkiye Cumhuriyeti’nin muasır medeniyetler seviyesine yükselme ülküsüne giden yolun yapı taşları olmuş, kültür-sanat hayatının aydınlık yüzlerine ahde vefa göstermek,hak ettikleri kıymeti vermek yeni nesillerin en önemli görevidir. Bu görevi ifâ edebilmek için öncelikle gençlerin bu yetenekli, cesur, donanımlı, çağının ötesinde, özgür ruhlu ustaları tanıması ve anlaması gerekir. Zeynep Oral’ın “O Güzel İnsanlar” kitabı bu amaca hizmet edecek muhteşem bir kitap. Öncelikle sanata ve bilhassa edebiyata meftun bütün aydınların bu kitabı mutlaka okuması ve yeni nesillere tanıtması gerekir. Bir edebiyat öğretmeni olarak öğrencilerime bu kitapta okuduklarımı anlatmaktan, onlarla bu büyük ustalar üzerine sohbet etmekten büyük keyif alıyorum. Tiyatro eleştirmeni, gazeteci, köşe yazarı Zeynep Oral 1972’de kurucular arasında bulunduğu Milliyet Sanat dergisini 30 yıl kadar yönetti. Türkiye’nin aydınlık insanları, onu Anadolu’nun en ücra köşesine kadar ulaşan bu dergiyle tanıdı.Bizim evimize de yıllarca Milliyet’le birlikte Milliyet Sanat dergisi ve Zeynep Oral misafir oldu. O zaman malumunuz internet olmadığından kültür sanat etkinliklerine, yeni çıkan kitaplara ve yazarlarına vakıf olmak hiç de kolay değildi. İşte o dönemlerde Milliyet Sanat Anadolu’nun sanata açılan penceresiydi,
O Güzel İnsanlarZeynep Oral · İnkılap Kitabevi · 202344 okunma
Reklam
KENDİYLE HESAPLAŞAN BİR DERVİŞ
Puan vermedi·464 syf.··
2025 4. kitabı
Kitaba almam da @ipekdadakcı nın kitaba dair yorumlarıi etkili olmuştu. Uzun süredir kitaplığımda boynu bükük okunmayı bekleyen bu kitabı elime aldığımda arka kapaktaki tanıtım yazısı beni çağırdı adeta. Mevlevilik ilgimi çeken bir felsefedir; bu aralar din, adalet ve ölüm üzerine de bolca kafa yorduğumdan hiç düşünmeden kitaba başladım. Meşa Selimoviç’in ağabeyi 1944 sonlarında 3.Kolordu Askeri Mahkemesi tarafından kurşuna dizilerek haksız yere öldürülür. Bu hazin ölüm yazarı doğal olarak derinden etkiler. Duyguları, düşünceleri yirmi iki yıl demlenir, önce ruhunda bir hesaplaşma yaşar sonra bu hesaplaşmanın sonuçlarını 1966 senesinde bir romanda geniş kitlelerle buluşturur. Malum tarikat yol demektir ben de düştüm Meşa Selimoviç’in yoluna. Bu yolda “Ne umdun ne buldun.” derseniz dostlar; beklediğimden çok farklı bir bakış açısı buldum. İdealize edilen “tarikat yaşantısı, şeyhlik” in işin içine insan faktörü ve onun iflah olmaz nefsi girince hiç de ideale yaklaşamadığını; “adalet” kavramının hangi coğrafyada hangi tarihte olursa olsun güçsüz mazlumun siyasi, iktisadi bakımdan güçlü zalim elinde ezildiği bir düzeni tarif ettiğini; “inaç”ın önünde en büyük engelin nefis olduğunu anladım. Bu eserin MEB’in tavsiye ettiği100 temel eser arasında olması da ilk önce beni şaşırttı, sonra gülümsetti. Bence çok saygıdeğer büyüklerimiz kitap içeriğinde “Mevlevilik, adalet, ölüm” temalarını görünce bir de yazarın Bosnalı Müslümanlığı tercih etmiş bir muharir olduğu söylentisi yayılınca acilen tavsiye edip ideolojimizi genç nesillere boca edelim diye düşündüler ve kitabı okumak lütfunda bile bulunmadılar herhalde. Oysa ki bu kitap insan inancı ne kadar kuvvetli olursa olsun, ne kadar derin eğitimlerden geçerse geçsin iç dünyasının, zihninin ve nefsinin yarattığı kaosta girdabın
Derviş ve ÖlümMeşa Selimoviç · Timaş Yayınları · 20242,187 okunma
KİŞİLİĞİNİZİ SORGULATAN BİR ROMAN
Puan vermedi·240 syf.··
2025 3. kitabı
Her insanın normal şarlarda sergilediği herkes tarafından da kabul gören bir karakteri vardır. Çocukluğumuzdan bu yana aile, çevre etkisiyle ve kişisel çabalarımızla ilmek ilmek ördüğümüz bu persona öngörülebilir şartlarda, öngörülebilir davranışlar sergiler. Ama yaşamın farklı evrelerinde hiç beklemediğimiz acı-tatlı sürprizlerle karşılaşabiliriz, işte o zaman emek emek inşa ettiğimiz kişiliğimiz mutat eylemlerini koruyabilir mi? Çok üzüldüğümüzde, çok sinirlendiğimizde, çok kırıldığımızda, çok kıskandığımızda içimizden çıkabilecek canavara hazırlıklı mıyız? Ya da takdir ve taltif edildiğimizde, beğenilip övüldüğüzde, ortaya iyi bir iş çıkardığımızda içimizdeki mağrur, üstenbakan, şımarmaya meyyal yüksek egoyumuzı dizginleyebilir miyiz? Avusturalyalı yazar Helen Garner gazete ve televizyonlarda gördüğü bir haber üzerine bu sorulardan birine cevap aramak için yola çıkmış. Evine bağlı, ailesine düşkün mülayim bir adamdan çok kırıldığında, sinirlendiğinde, kıskandığında bir canavar çıkabilir mi, içindeki “it” e yenildiği için bir caniye dönüşebilir mi? Üç erkek çocuk babası, eşinden boşanmış Robert Farquharson’ın arabası 2005 yılının Babalar Günü’nde çocuklarını annelerinin evine bırakırken yoldan çıkar ve bir sulama barajına batar. Farquharson araba­dan çıkmayı başarır ama çocukları boğularak hayatını kaybeder. Farquharson çocuklarını kutarmak için çabalamak yerine çocukların ölüm haberini eski karısına yetiştirmek için anlamsız bir gayrete düşer. Olay ilk bakışta trajik bir kaza gibi görün­mektedir, ancak yapılan soruşturmalar neticesinde olay farklı boyutlar kazanır. Romancı ve öykücü Helen Garner, Avustralya’da uzun zaman gündemi işgal eden Robert Farquharson davasını başından sonuna kadar, her duruşmasına katılarak takip eder. Bu Yas Yuvası işte bu sürecin sarsıcı
Bu Yas YuvasıHelen Garner · Yapı Kredi Yayınları · 202470 okunma
OKUDUM DA HERKES GİBİ BAYILMADIM
Puan vermedi·167 syf.··
2025 2. kitabı
Veronica Raimo’nun romanı “Yalan, Dolan” bir büyüme, var olma çabasını anlatıyor. Kaygı bozukluğunu aile fertlerinin hayatını kontrol etmek için araçsallaştırmış bir anne ile öfke kontrol sorununu hayatın doğal akışıymış gibi çevresine kabul ettirmiş bir baba ve dahi bir ağabeyden oluşmuş bir ailede büyümüş, yalan dolanı önce zorunluluktan sonra da ona baskı kurduğunu düşündüğü her yargıya mühtehzi bir başkaldırı olarak kullanan Veronica’nın uydurduğu hikayelerin altını kazıyarak keşfettiğimiz aslında korkak, endişeli ve özgürlüğe teşne ruhunu okuyoruz. Kitabı problemleri olan ortalama bir aile hikayesinin önce tatlı sosla lezetlendirilmiş sonra acı sosla tatsızlaştırılmış yavan bir hikayesi gibi okudum. Oysa kitap zevkine güvendiğim bir çok kişi bu kitaba dair ne methiyeler düzmüştü. Maalesef benim için başlarda eğlenceli olmakla birlikte zamanla sıkıcı bir kitaba dünüştü neyse ki kitap kısaydı ve bir çırpıda bitti. Sanırım ben daha derin psikoljik çözümlemelerin olduğu, edebi dilin ağır bastığı kitapları daha çok seviyorum. Çerez niyetine kitaplar tüketmeyi sevenler bu kitabı okuyabilir de benim gibi olanlar için kitap fuzuli zaman kaybı sayılabilir.
Yalan DolanVeronica Raimo · Medusa Yayınları · 20241,550 okunma
MUHTEŞEM BİR ROMAN
Puan vermedi·264 syf.··
2025 1. kitabı
2023 Nobel edebiyat ödünün sahibi Han Kank’ın romanı yaz sıcağında cehennem ateşinde kalmışcasına yanan Gyongha’nın ızdıraplarını anlatarak başlıyor. Ben de kitabın sayfalarını çevirdikçe ocağın ilk günlerinde yandığımı, kavrulduğumu hissetim. Bu bölümde Gyongha’nın hayatından kesik kesik bölümler bir film fragmanı gibi gözümüzün önünden geçiyor. Etkisi altında kaldığı ve yeni kitabının konusu oluşturan olaylar yüzünden ağır bir depresyonun pençesine kıvranan ve bu yüzden eşinden ve çocuğundan uzaklaşan bir kanı okurken içim sızladı, “neden” sorusu hızla sayfaları çevirmemin müsebbibi oldu. İşte burada Gyongha’nın en yakın arkadaşı İnson’dan gelen mesajla romanın diğer önemli karakteri ile tanışıyoruz. İnson, bir fotoğraf sanatçısı aynı zamanda bu yeteneğini o çoğrafyanın geçmişi ile yüzleşmesini sağlayan iyi bir belgeselci. İnson annesinin rahatsızlanmasıyla onun yanına gidrek hem ona bakar hem de orada küçük bir atölyede marangozluk yapar. Bir gün atölyesine bir kütüğü keserken iki parmağını keser, başta sadece derin bir kesik olduğunu sanmış ama iş eldivenini çıkardığında parmaklarının ikisinin eldivenin içinde kaldığını görmüş ve o anda fışkırmaya başlayan kanı durdurmaya çalışması gerektiğini düşünmesinden sonrasını hatırlamıyor, kan kaybından ölmek üzere iken tesadüf eseri onu ziyarete gelen bir komşusu ve oğlu tarafından kurtarılır ve kopan iki parmağı ile hastaneye kaldırılır. Kopan parmakların yerine dikilmesinden sonra, hasta bakıcı kadın sinirlerin ölmemesi için üç dakika arayla bu parmaklara iğne batırıyor, böylelikle kan akışı sağlanıyor ki parmaklar çürüyüp düşmesin. Bunun için birkaç hafta daha hastanede kalması gerekiyor. Ama İnson onca acıya katlanırken tek düşüncesi yalnızca kafesine iki gün yetecek kadar yem ve su bıraktığı kuşunda. Arkadaşını kuşuna
Edebiyat
Veda EtmiyorumHan Kang · April Yayıncılık · 20242,200 okunma
Reklam