Her insanın normal şarlarda sergilediği herkes tarafından da kabul gören bir karakteri vardır. Çocukluğumuzdan bu yana aile, çevre etkisiyle ve kişisel çabalarımızla ilmek ilmek ördüğümüz bu persona öngörülebilir şartlarda, öngörülebilir davranışlar sergiler. Ama yaşamın farklı evrelerinde hiç beklemediğimiz acı-tatlı sürprizlerle karşılaşabiliriz, işte o zaman emek emek inşa ettiğimiz kişiliğimiz mutat eylemlerini koruyabilir mi? Çok üzüldüğümüzde, çok sinirlendiğimizde, çok kırıldığımızda, çok kıskandığımızda içimizden çıkabilecek canavara hazırlıklı mıyız? Ya da takdir ve taltif edildiğimizde, beğenilip övüldüğüzde, ortaya iyi bir iş çıkardığımızda içimizdeki mağrur, üstenbakan, şımarmaya meyyal yüksek egoyumuzı dizginleyebilir miyiz?
Avusturalyalı yazar Helen Garner gazete ve televizyonlarda gördüğü bir haber üzerine bu sorulardan birine cevap aramak için yola çıkmış.
Evine bağlı, ailesine düşkün mülayim bir adamdan çok kırıldığında, sinirlendiğinde, kıskandığında bir canavar çıkabilir mi, içindeki “it” e yenildiği için bir caniye dönüşebilir mi?
Üç erkek çocuk babası, eşinden boşanmış Robert Farquharson’ın arabası 2005 yılının Babalar Günü’nde çocuklarını annelerinin evine bırakırken yoldan çıkar ve bir sulama barajına batar. Farquharson arabadan çıkmayı başarır ama çocukları boğularak hayatını kaybeder. Farquharson çocuklarını kutarmak için çabalamak yerine çocukların ölüm haberini eski karısına yetiştirmek için anlamsız bir gayrete düşer. Olay ilk bakışta trajik bir kaza gibi görünmektedir, ancak yapılan soruşturmalar neticesinde olay farklı boyutlar kazanır.
Romancı ve öykücü Helen Garner, Avustralya’da uzun zaman gündemi işgal eden Robert Farquharson davasını başından sonuna kadar, her duruşmasına katılarak takip eder. Bu Yas Yuvası işte bu sürecin sarsıcı