Her aşık oluş umudun kendini bilmişliğe karşı zaferidir. Kendimizde gördüklerimizi onda görmemeyi umarak aşık oluruz - yani korkaklıklarımızı, zayıflıklarımızı, tembelliğimizi, sahtekarlıklarımızı, verdiğimiz ödünleri ve aptallıklarımızı. Sanırız ki seçtiğimiz kişinin çevresine aşk kordonunu sarınca içindeki tüm hatalardan arınacak ve tabii sevilesi olacak. Kendimizde göremediğimiz mükemmelliği buluruz ötekinde ve aşk yoluyla onunla birleşerek (öyle olmayacağını bile bile) insanoğluna olan şüpheli inancımızı korumaya çalışırız.
öyleyse aşık olmak, bu süreçte biraz körleşmek pahasına da olsa, başka insanlarda kabahat bulmayı anlık bir dürtüyle askıya almaktan kaynaklanıyor olamaz mı? bir yelpazenin iki zıt ucunun birinde aşk, birinde sinizm yer alıyorsa, bizi yorgun düşüren sinizmden kaçmak için aşık olmuyor muyuz bazen?
romantik yazgıcılık sayesinde, aşık olma gereksinmemizin, aslında belli bir kişiye aşık olmaktan önce geldiği yolundaki zor düşünceyi görmezden gelmiş oluruz.
Ruh dinamik bir olgudur; kimi bilinçli kimi bilinçsiz ve birbirleriyle ahenk içerisinde olan birtakım ruhsal kuvvetler birbirlerine karşı harekete geçer.